Hadi Çay Koyun..
İsmail Rizeli bir çay emekçisinin oğluydu, 19 yaşında Akdeniz üniversitesi radyo sinema ve televizyonculuk bölümünü kazanmıştı. Aşırı hayal kurmayı seven biriydi hatta okuduğu Tevfik ileri Anadolu lisesinde ona şizofren İsmail derlerdi.
Batuhan Muğla’nın Bodrum ilçesinin Gümüşlük beldesindendi, 20 yaşında Akdeniz üniversitesi fotoğrafçılık bölümünü kazandı. Gümüşlük'ün müthiş doğası ona bu yetiyi kazandırmıştı, fotoğraf çekmek artık onun için bir yaşam tarzı olmuştu.
Nejat Bursalıydı, babası ayakkabı tamirciliği yapan göçmen bir emekçiydi. 22 yaşında olan Nejat zar zor Akdeniz üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünü kazanmıştı, bölümü gibi siyaset yapmaya bayılırdı.
Serhat Van’ın çaldıran ilçesinde doğmuştu, tarımcılıkla uğraşan yoksul bir ailesi vardı. 24 yaşında olan Serhat Akdeniz üniversitesi fen bilgisi öğretmenliğini kazanmıştı, çok sessiz ve içine kapanık bir karakteri vardı. Çaldıranın temmuz soğuğunda ay ışığı altında kendi coğrafyasının acımasız suskunluklarını haykırıyordu şiirlerinde.
Antalya da okul dönemi başlamıştı geçimini yapmakta zorlanan öğrenciler hemen iş bulmaya koyulmuşlardı. İsmail, Batuhan, Nejat ve Serhat birbirini tanımaksızın bir bira kapağı fabrikasında emekçi ailelerine yük olmamak için işe başlamıştı, hem okul hem işi yürütmeye çalışıyorlardı. Farklı coğrafyalardan gelen bu dört bireyin birçok ortak noktası vardı en başta çay olmak üzere.
İşe başlamışlardı sabah 3 e kadar derse giriyorlardı daha sonra fabrikaya gelip çay içip işe başlıyorlardı işte tamda burada başlıyor herşey. Çay molası verilirken ilk çaya koşan bu bireyler birbirlerini burada fark ettiler daha sonra aynı bölgede çalışan bu dört birey birbirleriyle burada dost çiçeklerini deminden öpmeye başladı. Artık öyle bir hal aldı ki çay molaları, hem işe hem derse hem de hayata motive ediyordu. Çay içerken birbirlerinin sohbetlerine doyamadılar, kopamadılar birbirlerinden. Belli bir zamandan sonra çok samimi dört ahbap oldular iş çıkışı ders çıkışı Antalya’nın nahif bir mekanı olan eski dergicilerden şair İsmet dayının Dem kafesinde buluşup çay içip sohbet ediyorlardı. Bunlar çay içtiklerinde herkes herşey zaman duruyordu o denli muhteşem sohbet ediyorlardı ki müthiş bir sarhoşluk yaşıyorlardı çay yudumlamalarında, sigara dumanlarında. Beraber bir ev tuttular her zaman ki gibi iş ve okuldan çıktıkları gibi kendilerini dayının kafesinde buluyorlardı, dayıda bu dört gence bayılıp kalmıştı ve gerçekten onlara dayılık yapmaya başladı. Aslında o dört genç birbirlerinin sohbetinden müthiş zevk alan dostlar olmuştu.
Fabrikada çalışırken goygoy yapıp hadi çay koyunda içelim diyip bira kapaklarını dizgine getiriyorlardı. Belli bir zaman sonra dönemin en popüler etkinliği olan kısa film çekme işine dayı sevketmişti onları çünkü yakın zamanda kısa film festivali düzenlenecekti. Dayı onlardaki bu müthiş atmosferi görmüştü ama onlar dikkate almıyorlardı bunu çünkü kendilerinde o yeteneği görmüyorlardı. Dayı bunları ikna etti etmesine ama bunlar birbirleriyle dalga geçmekten öteye gidemediler belli bir süre hatta fabrikada çok yaptılar bunu neyse ki sonra karar verdiler dağılımı yaptılar şizofren dedikleri İsmail’e senaryoyu sen yaz dediler çok iyi kurgu yapıyordu çünkü, Batuhan bölümünden ötürü görüntü işini üstlendi, Serhat seslendirmeyi yapıyordu ayrıca oynayacaktı da Nejat ise filmin başrolünü oynayacaktı. Filmin konusu dünyaya barış getiren iki absürd karakterin penaltı atamamalarını konu ediniyordu.
Uzun bir hazırlık döneminden sonra hazırladılar filmi tabi çok dalgaya da alıp eğlendiler resmen malzeme olmuştu ellerinde bu kısa metrajlı film. Hatta çalışırken çok değerli senarist beyimiz bir çay koyunda içelim, sen mi oynayacaksın bu başrolü, senin çekeceğin film ancak bira kapağı kadar olur tarzı espriler yapıp gülüşüyorlardı.
Beklenen gün geldi festival başladı birçok ünlü senarist, yapımcı, yönetmen, oyuncu katıldı. Filmler sergilendikten sonra dereceye giren filmler ve ödüller verildi ama bizimkiler hiçbir dalda ne dereceye girebildi ne de ödülü alabildi. Tabi hiç üzülmediler ama İsmet dayı üzüldü epey onlar için tabi hiçbir şey beklendiği gibi olmadı festivale katılan çok büyük bir senarist, yapımcı olan Onur Ünsüz bu gençlerin absürd tarzını çok beğenip kendileriyle çalışma teklifinde bulundu. İlk başta şaşırdılar ama daha sonra biri dışında diğerleri kabul etti. Serhat kabul etmedi teklifi epey ısrar ettiler ama serhat kabul etmeyince onlar kararlarını değiştirmediler.
Artık çok daha harika bir yaşam onları bekliyordu ve öyle de oldu çok başarılı olmaya başladılar bu piyasada epey tanındılar, Batuhan görüntü yönetmenliği alanında, Nejat oyunculukta, İsmail senaristlikte. Serhat ise dayının yanında işe başladı ve şiirlerine daha da bağlanmaya başladı. Oraya sürekli gelen ve bir hayat kadını olan gerçek adı Fadime olan kadına aşık oldu. Her gün görüyordu Fadime’yi gün geçtikçe ona şiirler yazmaya başladı tabi Fadime de onun beyefendiliğinden etkilenmişti. Serhat dayıyla birbirlerine şiirler okur çay içerlerdi tabi sigara da bonusu, hayatından da memnundu Serhat. Serhat nedense sevdiği kadına açılmıyordu dayı farkındaydı bunun sebebininse hayat kadını olduğunu zannediyordu ama öyle değildi lüks bir yaşamı reddeden serhat sevdiği kadından da uzak tutuyordu kendini sebebi ise kendisinden başka kimsenin bilmediği ince demli hastalığıydı lakin çay içerken çok mutluydu, güzel şiirlerde yazıyordu hatta dergilerde yayınlanıyordu şiirleri oradan gelen parayla geçiniyordu ama çok özlüyordu dostlarını tıp ki birbirlerini çıkarsız seven insanlar gibi.
Nejat iyi bir oyuncu olmuştu iyi paralar kazanmıştı, Batuhan ve İsmail de aynı şekilde iyi yerlere gelmişlerdi. Ama hep bir eksiklik vardı onlarda dostlarıyla bir araya gelip çay içip sohbet edemiyorlardı üçü de çok sıkılmıştı bu hayattan ve kaçmak için bahane arıyorlardı, farkına varmışlardı dostlarıyla oturup bir çay içip sohbet etmelerinin her şeye bedel olduğunu o an en lüks yerlerde içtikleri çay bile onlara zevk vermiyordu.
İsmet dayı yakalandığı hastalıktan kurtulamadı ve öldü, çok şiirden öldü dediler ama aşırı sigara alkol onu siroz hastalığına yakalatmış, bir 10 kasım sabahı gözlerini yummuştu çay ve şiir kokan evrene. Dostlar o gün cenazeyi kaldırdılar çok üzgündüler bunun vesilesiyle dostlar karar alıp kafeyi devralıp beraber yaşamaya karar verdiler ailesi olmayan ismet dayının kafe parasını çocuk esirgeme kurumuna bağışladılar ismet dayının adına şiirler yazdığı çocuklar için.
Beklenen olmuştu yine bir araya gelip saatlerce oturup sohbet edip çay içtiler kalkıp horon çektiler, çiftetelli oynadılar, halay çektiler, güldüler, şiirler okundu günler böyle böyle devam etti. Fadime de her gün geliyordu.
Aradan günler geçti mutluydular çünkü onları onlar yapan sohbetleri ve beraber içtikleri bir yudum çaydı. Birkaç gün üst üste Nejat, Serhat’ın ortadan kaybolduğunu sezdi ve bir gün onu takip etmeye karar verdi çünkü kuşkulanmıştı, normalde dışarı çıkmazdı pek Serhat. Takip etmeye başladı önce tren garına gidip oturup şiir yazdı Serhat sonra da hastanenin yolunu tuttu o ara Nejat kafeye döndü. Ve masada şiir defterini açıp son şiire baktı Serhat son şiirinde ince hastalık şiirini gördü ve olayı anlayıp ağlamaya başladı dayanamadı, çok ağladı canından bir parça gidecekmişçesine bazen gökyüzü ciğerine dolar da nefes alamazsın ya öyle bir durumdu. İsmail ve Batuhan geldi o ara Serhat’ı sordular Nejat da çay almaya çıkmış cevabını verdi. Akşam için hazırlıklar yapıldı ve oturdular dünyanın boyun eğdiği masaya. Nejat bugün konuyu ben açayım dedi; ‘ varsayın ki ölümle perçinleşmiş bir hastalığa yakalandınız bu masa da nasıl davranırsınız söyler misiniz gerçeği ? ‘ diye sordu. Herkes cevabını verdikten sonra söz Serhat’a geldi; ‘ ben söylerdim saklamazdım ‘ diyip uzun uzun konuştu ve ilk kez yalan konuştu o masa da konuşurken gözleri doldu, Nejat'ın durumu anladığını farketti Nejat ona bakıp ağlayınca herkes durumu anladı ve birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar saatlerce.
Nejat, Batuhan ve İsmail oturup konuştular ayrılma kararı aldılar. Çünkü orda kaldıkları sürece bu mükemmel sohbetlerinden dolayı Serhat ben ölünce bunlar böyle devam edecek diye üzülür diye düşündüler ve onun bu düşünceye kapılmaması için hepimiz ayrılalım birbirimizden süsü vermeyi düşündüler ve yaptılar da ayrıldılar Serhattan.
Serhat yalnız başına kaldı, Fadime geliyordu arada konuşuyorlardı ama ikisi de cesaret edemiyordu duygularını ifade etmeye, Fadime de aşık olmuştu Serhat’a.
Nejat, İsmail ve Batuhan ise müthiş bir proje hazırlıyorlardı Serhat’ın hayatını konu edecek uzun metrajlı bir film projesi. Serhat’ı Nejat oynayacaktı, senaryoyu ise İsmail yazmıştı, Batuhan ise her zaman ki gibi görüntü yönetmenliğine soyunmuştu. Amaçları Antalya film festivalinde ödül alıp Serhat’a armağan etmekti ama olmadı Serhat kafede hastalığına yenik düşerek yalnız başına öldü, fazla çaydan öldü dediler. Ağladılar, üzüldüler, yas tuttular Fadime de dahil olmak üzere.
Ve festival günü geldi film festivalin en iyi filmi, en iyi senaryosu ve en iyi başrol oyuncusu ödülünü alarak büyük bir başarıya imza attı. Ödül alınan o gece de İsmail daha fazla dayanamayarak kendini denize atıp intihar etti. O geceden Nejat ve Batuhan o muhteşem dörtlüden geriye kalan kişiler oldu. O psikolojiyi kaldıramayan Batuhan çay bardağının parçasını yutarak öldü kazayla öldü denilsede ince belli bir çay bardağı ile ölmesi intihar ettiğini gayet iyi açıklıyordu.
Tek başına kalan Nejat ise Fadime sayesinde ayakta kalıyordu. Fadime filmi izleyip Nejat’a aşık olmuştu aslında Nejat’a değil oynadığı rol olan Serhat’a aşık olmuştu, Nejat o kadar harika Serhat’ı canlandırmıştı ki onun etkisinden Fadime acısını dindirmek üzere Nejat ile birlikte olmaya başlamıştı tabi Nejat, Fadime ve Serhat ilişkisini bilmiyordu. Kısa bir süre sonra Fadime evlerinin karşısında ki tren garının önünde trenin önüne atlayıp intihar etti. Nejat çok fazla acı çekmişti artık, dostlarından sonra çok sevdiği kadını da kaybetmişti.
Kafeye çekildi Nejat dört duvar arasında psikolojisi altüst olmuş bir şekilde çay içmeye devam etti. Kendi kendine konuşuyordu, sanki karşısında dostları varmış gibi. Bie zamanlar her bir duvarın altına oturan dostlarından sonra, duvarlardan birinde Serhat’ın tüm şiirleri kazınmıştı, diğer duvarda İsmail’in Serhat’ın hayatını konu edindiği film olan ‘ Çayın Şairi ‘ adlı filmin senaryosu kazınmıştı, bir diğer duvarda ise Batuhanın elinde fotoğraf makinası ve çay olan fotoğrafı resmedilmişti, sandalyesinin önünde olduğu duvar ise dostlarının ölümü gibi siyaha boyanmıştı, en kötüsü de oydu belki de başka kimse kalmamıştı onun duvarına bir şeyler karalayacak.
Çay içip konuşuyordu duvarlarla saatlerce. Son kalan demiyle çay yapacakken demin en altında bir kağıda yazılı not buldu, üstünde Fadime yazıyordu. Fadime demin en altına koymuştu o mektubu. Çayını demleyip oturup mektubu okumaya koyuldu. Mektupta Fadime gerçekleri anlatmıştı aslında ona değil de Serhat’a aşık olduğunu rolün etkisinde kalıp onunla olduğunu yazmıştı.
Bunu okuyan Nejat adeta şok olmuştu belki de dostlarının ölümü bile bu denli etkili olmamıştı, daha fazla dayanamayıp çayını bitirip bardağı parçaladı. Yerden aldığı bir cam parçasıyla bileklerini yavaştan kesmeye başladı. Bileklerinden dostlarıyla beraber içtiği çaylar akıveriyordu kan yerine. Yavaşça yere düştü sandalyeden birer birer dostları canlandı gözünün önünde sonra da o da hepimiz gibi dostlarının yanına uçtu tıp ki barış için bir araya gelmiş güvercinler gibi.
Bu kötü kabusun etkisiyle yatağından fırlayan Kamil kendini soğuk suya atarak kendine gelebildi. 18 yaşında olan Kamil YGS’ye hazırlanan psikolojisi altüst olmuş biriydi. Bu anlatılanlar ise sadece onun üniversite arzusunun bilinçaltına sızması sonucu gördüğü rüyaydı..
Bu hikayenin senaryosu ve kitabı da hazır bulunmaktadır.