30 Ekim 2017 Pazartesi

Ah Yalnızlık..

Ah Yalnızlık..

ah yalnızlık
tek bacağı kırık gecenin
kurumuş kanatları ıslak
bir yudum suyun içine kezzap dökülüver
ölü doğan yavrular şahit

ah yalnızlık
bir sandalın kırık kıçı
geceyle akran dua
sınama tanrıyı
içine nal sal faytonlar kırılsın
atlar bana yaşasın
seni öpsün
çiçeklerde açabilsin
karanfile sıcak su ol
papatyaya gözleme
ama tanrıyı sınama

ah yalnızlık
tanrıyla ava çıktık
niyeti belli emniyet kemeri
kalp aşkta kanserdir
gök suya hamile

ah yalnızlık
ağarıyor hasret sıvazı
vahşetin hukuğunda
göğe çalıyor tüm tel parçaları
ölü sorular talebem
zarif yaşama ödevim

ah yalnızlık
yaralı dualar
bedenimde anarşist
kanlı atlar göğe yükselirse
pamuğu şaraba bandır alnına sür
gözeneklerdeki güneş açmıyor
eroinmanlar rutubet tanık

ah yalnızlık
onursuz bir yalnızlık
birgün defolup gitme
beni yalnız bırakma..

Defansif Orta Saha, Ofansif Senarist..

Defansif Orta Saha, Ofansif Senarist..

Soğuk bir kış günü Erzurum Büyükşehir Belediyespor-Ankaragücü maçı oynanıyordu. Bende dünden Erzuruma gelip bu soğuk şehri dolaşmaya başlamıştım meşhur cadde dedikleri cumhuriyet caddesinde dolaşıp çifte minareli medreseye gittim tabi bir de cağ kebap ve kadayıf dolması yemeden olur mu ?

Sami Kaya, Bursaspor altyapısında yetişmiş yetenekli bir oyuncuydu gol atmayı çok sever ama bir türlü atamaz ve bundan ötürü başına birçok şanssızlık gelirdi. Mesela bir keresinde kaleye giden topa dokunması golün ofsayt sebebiyle iptal edilmesine neden olmuş ve takımını 3 puandan etmişti, bir keresinde ise gelen ortaya uçarak kafa atmaya çalışması sonucu kafası direğe takılmış ve aylarca sahalardan uzak kalmıştı.

31 Ekim tarihi soğuk bir Erzurum deplasmanıydı, sizde bilirsiniz ki Erzurum da hava yaz ortasında bile eserdi. Ankaragücülü futbolcular maça çok iyi hazırlanmıştı, çünkü önlerinde tarihi bir fırsat vardı kazanıp yıllar süper lige çıkıp tarih yazmak istiyorlardı. İşte bu fırsat Ankaragücü camiasının önüne altın tepsi de sunulmuştu ama sağolsun Sami'nin kaçırdığı sayısız fırsat yanı sıra iki penaltı vuruşundan yararlanamaması Ankaragücünün şampiyonluk yolunda büyük bir yara almasına sebeb oldu 2-1'lik Erzurum yenilgisi.

Ankaragücü 30. haftaya kadar 66 puanlı Altınordunun ardından 63 puanla 2. sırada yer alıyordu akabinde sırasıyla 62 puanla Çaykur Rizespor ve Giresunspor, 61 puanla Adanaspor ve Eskişehirspor Ankaragücünü takip ediyordu. 31. haftada Erzurum yenilgisiyle darbe alan Ankaragücü kalan haftalarda aynı futbolu sergileyerek ligde ilk 6'nın dışında kaldı ve  süper lige çıkamadı. Herşey Erzurum maçında başladı o güne kadar herşey yolundayken Sami maçta sürekli hücuma çıktından dolayı onun arkada ki yerini kimse dolduramadı ve böylece Ankaragücü gol yedi, maçı tribünden takip ediyordum bi kanalın Tff 1. lig muhabiri olarak, ilerleyen dakikalarda Sami kazanılan penaltının başına geçti her zamanki gibi ama yararlanamadı bu penaltıdan. Maçın son dakikasında bir penaltı daha kazanıldı uzun tartışmalar sonucu uzun zamandır maçlarını takip ettiğim gol atmaya çok hevesli Sami sakladığı topu penaltı noktasına dikti herkese rest çekercesine topun başına geçti. Tribünler nefesini tuttu çılgın Ankaragücü taraftarı binlerce kilometre geldiği dadaşlar diyarında mutlu bir şekilde ayrılmak istiyordu. Sami kaleyi iyice süzdükten sonra topa doğru yöneldi ayağının kayması sonucu topu direk dışarıya yolladı. Maç bitti Ankaragücü taraftarı tıpkı Sami gibi hüzünle ayrıldı stattan ve 34. hafta sonunda birdaha da Samiyi affedemediler.
Sami de kendini affedemedi koskoca sezon, hedefler onun gol atma merakı yüzünden hüzünle sonuçlandı, ben olsam bende kendimi affedemezdim herhalde o kadar ki duygudaşlık hastalığına yakalanmışım. 

Günler sonra ani bi kararla 26 yaşında aktif futbol kariyerine son verdi Sami, bu olay kulislerde çok konuşulmuştu bende bu olayı en derinine kadar araştırma kararı aldım direkt olarak Sami'ye gittim ama uzun süre bulamadım çünkü Sami Ankara'yı terk etmiş, tüm sosyal medya hesaplarını kapatıp gitmişti. Duyduğum kadarıyla sözleşmesini fesh etmesine karşın büyük bir alacağını kulübe hibe etmişti bu benim kafamı daha da karıştırmıştı. 26 yaşında ki bir oyuncu neden büyük bir miktar parayı bırakmıştı bunu da geçelim neden kazanacağı daha büyük paralar varken futbol kariyerine son noktayı koydu ya da neden defansif bir orta saha oyuncusuyken golü bu kadar seviyordu? Bunlar deli sorular olarak günlerce kafamda büyük polinomlara yol açtı. Artık dayanamayıp bu adamı bulmaya karar verdim meslek hayatımı da es geçerek kafamda ki sorulara cevap bulmalıydım ve öyle de yapıp peşine düştüm.

Muhabir arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre Bodrumun Gümüşlük beldesine yerleştiğini duydum ve hemen eve doğru yola koyulup eşyalarımı toparladım. 2000 model Toyoto Avensis marka arabama atlayarak güzel bir yolculuğa koyuldum aslında oraları hep merak ederdim bu vesileyle orayı da görmüş olacaktım.

Gümüşlük Halikarnas Balıkcısının hikayeleri gibi çok güzel bir yerdi, sonunda varabilmiştim. Uzun bir yolculuğun ardından rezervasyon yaptığım otele gidip akşama kadar dinlenmem gerektiğini düşündüm, öyle de yaptım. Akşam uyandıktan sonra gidip kıyıda Sarı Siyah Rakı Balık denilen bir restaurantta balık yedim ayrıca çalışanlara birtakım sorular sordum. Gerçekten restaurant adının hakkını veriyordu, süper ikili en güzel burda birbirini tamamlıyordu. Gidip otel odama uzanıp o delice soruları kendime sormaya başladım. Sordum ama bi anlam vermedim.
Gole düşkünlüğü neydi bu adamın ? Neydi ?
Neydi acaba ?
Neden bıraktı futbolu ?
Futbolu da seviyormuş.
Para içinde oynamıyormuş.
Sordum... Sordum ama sora sora uyuyakalmışım.

Sabah kahvaltıda Limon Gümüşlük denilen yere gittim lezzetli kahvaltıdan sonra aramaya konuldum. Tüm şehirde rakı tadı vardı herkes birbirine selam veriyordu birbirini tanıyan tanımayan herkes, bundan ötürü ki hiç zorluk çekmedim aramada ve sonunda bi kahvede dinlenmeye karar verdim. Gazoz istedim yorgunluğa iyi gelir diye, gazozumu yavaş yavaş yudumlarken karşımda oturan kaç kişinin Sami'den bahsettiğini duydum hemen onlara yönelip kendimi tanıttım. Sami'yi sordum onunla görüşmek için buraya geldiğimi söyledim beni ona ulaştırmanız gerekiyor dedim ama onlar da Sami'nin nerde olduğunu bilmiyordu.

Başımı öne eğerek kalktım ordan saat 5'e gelmişti çok yorulmuştum otelin yolunu tutmaya karar verdim. Otele vardığımda kapıda bi sigara yaktım acaba boşverip Ankara'ya mı dönsem diye düşündüm. Bir yandan bomba gibi dönüp meslekte iyi bir prim yapmak vardı, diğer yandan bulamadan dönüp gitmek işlerin ters gitmesine neden olacağını düşündüm.
Ama hayır hayır! Herşeyden önemlisi kafamda ki soru işaretleriydi, onlara cevap almam gerekiyordu tatmin olmalıydım ben.
Ve odama gidip saatlerce düşündükten sonra uyuyakaldım.

28 Ekim 2017 Cumartesi

Darbe..


Darbe..


Bugün güzel bir bahar günü gözlerimi açtığım gibi kadıköye gitmek istedim ve uyanıp direk vapura binip kadıköye geçtim vapurda yaptığım kahvaltı ( simit-ayran ) dünyanın 8. harikasıydı bunu bi ben bir Alper birde Esin bilir, hele ki kahvaltıdan sonra yaktığım cigara hani burçak tarlasında yada çiçeklerle dolu bir bahçede kısaca kestirirsin ya tam da o kestirdiğin kısacık dünya tatlısı uyku süresi gibiydi öyle derdi çünkü Alper. Hatta Esinin gözlerine bakıp söylüyordu bunu Alper bende kafamı eğer küçük bir tebessümle tepki verirdim ama yinede o mücadele ettiğimiz günleri özlüyorum be Alper, özlüyorum be Esin, özlüyorum be Kamil, sanki göğsümün bi yerlerinde sıkışıp kalmış o günlerimiz.

Alperi gördüm yıllar sonra onu görmek beni çok şaşırttı hemende tanıyıverdim gençliğimin en harbi delikanlısı, cesur yüreği, birçok gencin örnek aldığı Alper Gezmez'i. Yavaşça yürüyordu elinde gençliğindekinin aksine şiir değilde öykü kitabı, gözünde gençliğinde çıkarmadığı yuvarlak güneş gözlüklerinin aksine dereceli yuvarlak gözlük, üzerinde okulda her zaman tüm olaylarda en önde olduğu ve onu bir kalkan gibi koruyan uzun paltosunun aksine deri bir ceket, boynunda orak-çekiç kolyesinin yerine küçük bir muska, ayaklarında uzun botlarının yerine tımberland ayakkabı çok değişmişti Alper. Yıllarca ulaşamadığım canım dostum kadiköyde birden karşıma çıkmıştı hemen ona koşmaya başladım Alper abi dedim durup bana baktı tanıdı tabi tanımaz olur mu hiç? Sonra eskisinin aksine sessizce "Kamil" dedi. Gözlerim doldu gözlerim gökkuşağının tüm renklerini içinde barındıran bulutlar gibi su serpmeye başladı, serpilen yaşları Alper eliyle tutmak için tepki vermeye çalıştı ama durdu başını öne eğerek. Koştum tekrar sanki 100 metre yarışlarına katılmış uluslararası bir atlet gibi Alper'e sarıldım sıkıca, dile kolay tam 3 yaşından beridir tanıyordum canım Alper abimi beni o büyüttü, o Kamil yaptı, herşeyi o öğretti sonra da hiçbir şey olmamış gibi çekip gitti ah be Alper abi neden böyle yaptın soramadım sana ama güneşin üstünde hiç olmamış yıldızlara bile sordum bu deli soruyu ama sana soramadım be abi.

Sarıldım, kokladım tam 25 yıl olmuş yetmedi ama bırakmadım sarılmayı bırakmadım koklamayı.....

Abi dedim neden ? Ama konuşmadı hiç, başını sağa sola sallayarak. Gidip Moda sahilinde Gregop cafeye oturduk konuştuk, hasret giderdik ama tanıdığım Alper abi çok değişmişti.

Sonra anlatmaya başladı 1980 darbesinden sonra içeriye alınmasından hemen sonra Esin onunla görüşmeye gelmiş o aralar ama sonrasında birdaha da gelmemiş Esin'e çok âşıktı Esin de onu seviyordu bende Esin'i seviyordum bunu ilk kez bugün söyledim Alper abiye ama Alper abi onu daha çok haketmişti bunu biliyordum. Hak ediyor derken mesela Alper abi ona hep şiir kitabı hediye ederdi her kitapta bir harf yuvarlak içine alırdı ve benim hiçbir zaman başaramayacağım birbirinden mükemmel romantik kelimeler elde edilirdi bu yuvarlaklardan. Uzun zaman haber alamamış Esinden, sonra yani 10 yıl sonra Esinin evlendiğini öğrenip hayata küsmüş koca dev Alper, darbenin yıkamadığı adamı sevdiği kadın yıkabilmişti. Abi deyip sarıldım ağladım o da ağladı ve ilk kez ağlamıştı, onu böyle görmek karanfillerin kopartılıp kurutulması gibi birşeydi. Ecevit affından yararlanıp çıkan Alper abi 5 yıl boyunca Kadıköye yerleşip hayattan sıkılmış herkesin sığındığı liman olan sahaf dükkanı açmış, bugün güzel bir bahar günü yani 28 Nisan Alper abinin doğum günü 45 yaşına girmiş kocamış çınar. Geçmişteki günleri konuştuk Esin dedi başka da birşey demedi ve bir daha görmemiş Esin'i. Aşık olduğumuz kadın Esin ise kocasını öldürüp cezaevine girmiş diye duydum en son ve bunu söyledim Alper abiye ama ağlamaktan birşey diyemedi.

Ah be Esin seni mücadelesi gibi sevip sana güzel şiirler okuyup gözlerinin içine umut damlatan adamı neden terkettin bilmiyorum, sen de pişmansın biliyorum ama bağzı şeyler değişmiyor artık ne Alper abinin kaybettiği yıllar ne senin bir katil olman ne de benim romantik olamayışım.

Belki güzel bir bahar günü Esin'e rastlar, onun hikayesini de anlatırım..

AT GECELİKLERİ


AT GECELİKLERİ 

1
Dalların arasında uyuşup kalan zerzevat benlerinden öperim.
2
Neden gittin? Oysa ben senin ayakkabında bulutları sulamıştım.
3
Sana bakınca kafamın hipodromunda AT’ lar koşuşturuyor.
Neyse hadi gel de AT’ a binelim.
4
Koordinatları bozulan dünyanın ömrü bitmişti büyüsü bozulan çocukların gülüşlerinde.
5
Hepimiz güzel bir söze muhtaçken neydi bu savaşların diploması, insanların devşirilmiş mutluluğunda?
6
Tarihi dev taşların arasında semazeninde, büyük ormanların salonunda bana ilk çay koyduğunda sana tutam tutam papatyalandım.
7
Bir sigaranın dudak arasına sıkışan tüm dertlerin kabızlaşmış köşküne selam olsun.
8
Çocuklar hayatın direğine kafa atmış yüreğimizin müptela köşküdür.
9
Toplum, ölüme alışık denizden kaçırılmış balıktır.
10
Umut etmektir aslında çay içmemiz çünkü bitince tekrar koyuyoruz güneşi bardağa.

11
Dezenfekte edemediğimiz yarım boğazlı kalbimizin ışığıdır beklemek.
12
Çocukların gülüşüdür gecemizi aydınlatan takunya vari ay.
13
Düşünsene bir AT’ın var çok hızlı koşuyor ama sen ona binemiyorsun bile, senin içine nal salmak da öyle bir şey hep özlem hep boğaz dolusu kıvılcım.
14
Bilirsin gözlerin dünyanın en güzel uykusudur uyuyunca uyanılmaz bir rüyadır.
15
Bazen bir bakışın bir gülüşün sunduğu yaşamın, diller arası bir karmaşa yarattığı ortamda parmak uçlarımıza kadar içtiğimiz cigaralar çok manidar.
16
Gülüşüne yağmış bir yağmurdur kirlerimizi örten kar taneleri.
17
Çok merak ettiğimiz bir soru var çocukların mutluluğu da kavimler göçüne dahil mi ?
18
Çağcıl bir başkaldırıdır, ay ışığında bileklerinden öpmek.
19
Parka giyen abilerimizin dünyasıdır, yuvasında çiçek öptüğümüz kuşlar.
20
Sen gülme! Sokakta leblebi yiyen çocuklar devrim yapar yoksa.

26 Ekim 2017 Perşembe

Bu Ülkede..


Bu Ülkede..

Keşke artık bu ülkede diye başlayan cümlelerimizin sonu güzel bir şekilde bitse, en çok düşlediğimiz dünyamız bu. 

Çok enteresan bi ülkede yaşıyoruz her an herşey olabilirmiş gibi bir takvim yaprağımız var, takvim yaprakları sonbahardaymış gibi dökülüyor birer birer hiç bir rölantiye fırsat tanımadan.

Haberleri izlemekten psikolojimiz altüst oldu ne kadar iğrenç şeyler varsa toplumumuzun göbek bağı olmuş gibi bir durum söz konusu. Birgün açıyorum haberleri yine o adam sunuyor haberi, yüzü düşük yapmış bir canlıyı andırıyor. Yine bir kötü haber yine bir kötü haber bu kez ne olmuş diye soruyorum kendi kendime ne mi olmuş ? Ne olmamış ki; insanlar öldürülmüş, çocuklara taciz, hayvanlara taciz, çukurlarda temiz bedenler, kadınlar öldürülmüş, bombalar patlamış......


Sıkıldık artık kötü haber almaktan bu güzel yaşanılası dünyayı neden kirletiyoruz ki bu ülkede neden hep savaşıyoruz ki bir türlü anlam veremedim. Halbuki elimizde olan birşeyler var güzel seyler yapabiliriz ama nafile hep bir korku hep bir kaçış ama sanmayalım ki o iğne bize dokunmayacak diye o iğne birgün bizi de delik deşik edecek işte o gün bunu çok iyi ağlayacağız bunu hiç anlayamadığımız kadar ağlayacağız.

El ele daha yaşanılır birşeyler yapabilmemiz için engel olmalıyız tüm küstah su damlalarına sol elimizi havaya kaldırıp dur demeliyiz  tüm bidonlara bizim yaşamımız burası bizim çocukluğumuz bizim geleceğimiz buralar biz ancak birşeylere dur diyebiliriz biz ancak düzeltebiliriz burayı, Yaşar Kemal'in geçtiği bu coğrafya da kötülüklere aşina olmak çok ağrımıza gidiyor.

Bir kez olsun bir vücut gibi bir Neşet Ertaş türküsü gibi sarılabiliriz birbirimize işte o zaman ne aydınlıklar kararır ne gecelerimiz ay ışığından mahrum kalır nede bu ülkede başlayan cümlelerimiz sıkıcı, kötü bir şekilde biter..

Sokaktaki çocukların daha söyleyecek çok sözü var..

Annem Beni Öptü..


Annem Beni Öptü..

Güneşli güzel birgünün en kötü yanı evde oturmaktır, heleki yaşadığınız şehir uzun zaman sonra ikliminde bu denli bir yumuşama yaşamışsa  bu daha da kötü bir durumdur.

İşte böyle bir şehirde, böyle bir günde evde yalnız başına oturuyordu Nejat. Yorgun, bitkin bir şekilde oturuyordu, elleri avuçlarının arasındaydı ah ah diye inliyor sıkıyönetim dönemlerinde işkence görmüş bir delikanlı gibi aldırış etmiyordu işkence gördüğü yerlerine sanki sıkıyönetim döneminde içeri tıkılıp feci bir işkence gördükten sonra herşeye rağmen duvarın dibinde oturmuş sigarasını yudumlayan bir mahkumu andırıyordu onun bu tavrı. Nejat bedeninin çektiği büyük acıya rağmen duvarın dibinde oturup ateş kullanmadan sigara içiyordu sanki birazdan ölecekmiş gibi çok içten yudumluyordu sigarasını elinde ise hiç vazgeçemediği birası vardı herşeye inat ölüme göz kırparcasına içiyordu iki kardeşi. Evinin duvarlarını sürekli unutkanlık yaşadığı için geçmişinin de çok önemli yer edinen bağzı şeylerin posterleri, not kağıtları vb. farklı şeylerle doldurmuştu ve bunun çok acı birşey olduğunu anımsayıp bedeninde ki virüslerden çok acıttığını söyleniyordu sürekli ama kim olduklarını hatırlamıyordu. 

Uzun zamandır hiçbir şeyi hatırlamıyordu Nejat, hatırlamak istediği şeyler vardı ve bugün hatırlayacaktı, hatırlamak istiyordu, o günün bugün olduğunu biliyordu, ondan ötürü evden çıkmadı bugün. Artık pek bir vaktinin olmadığını biliyor ona göre hatırlamaya çalışıyordu. Duman altı olan bu evin heryerinde kağıt parçaları, bira şişeleri, sigara paketleri, cigara yaprakları, not kağıtları, fotoğraflar, kaç anı defteri ve birçok şey vardı. Çok dağınık bir evdi tıpki Nejat'ın kafasında ki imar bekleyen projeler gibi ama bugün son kez denemek istiyordu hatırlarsa gözü açık gitmeyecekti ve çok şey yazmıştı önce onları okudu geçmişinin nasıl olması gerektiğini yazmıştı o yazdıklarında, sonra açıp herşeye bakıp hatırlamaya çalıştı. Birşeyler hatırladı sanki annesini öptüğünü hatırladı önce, bu yazdıklarında vardı çünkü annesine büyük bir özlem duyan Nejat bunu hatırlamıştı ve mutlu olmuştu yıllar sonra, belki de mutlu olması kapıyı aralayacaktı herşeyi bir bir hatırlayacaktı.

Evet tam da öyle oldu annesini öpen Nejat hatırladı 4 yıl öncesini, evet evet hatırladı onu bugüne getiren o günü hemen sigarasını yaktı sigara onun bu hayattaki en büyük dostuydu onunla paylaştı yıllarca beklediği bu anı. Açtı yazdıklarını tek tek okumaya başladı daha da hatırladı birşeyleri ve o güne geldi ' her zaman dönüp dolaşıp o güne geleceğimi biliyorum ' diye yazmıştı öyle de oldu o güne geldi, herşeyi yeniden yaşayacaktı.

4 yıl evvel güzel bir üniversitenin güzel bir bölümünde öğrenim görüyordu yıllarca hayatında hiçbir şeyi umursamayan Nejat, hayata bakış açısıyla çok dikkat çekilen bir tipti ama sonrası pek de öyle olmamıştı ama en azından o güne kadar öyleydi. Yaşadığı birçok olumsuzluğa rağmen hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu, eğlenmeyi aşırı seviyordu, alkole ve sigaraya aşırı düşkündü, çok çapkındı, gezmeye bayılır, kitap okumak için vakit ayırmıyordu okuyordu çünkü. Aşırı umursamaz olması onun sonunu getirdi desek yeridir çünkü o bunu biliyordu ve bugün bunun farkına varmıştı. Devam etti hatırlamaya mükemmel bir hayatı olan Nejat gribe yakalanmıştı ilk kez grip olmamıştı ama bu grip öteki gripler gibi değildi birden herşeyi yolunda giden Nejat'ı Haziran'ın sonunda bir felakete sürükleyecekti hemen burda açtı çok sevdiği bir şairin ' Hatırlat da haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım ' şiirini okudu gözleri doldu, ağladı. Geçmişinin şaraplarını dolaptan çıkardı hatırladıklarıyla. 

O güne gitti tekrar Nejat, hayatının en kötü günü değildi ama kendi elleriyle en kötü günü yaptı, Haziran'ın sonlarında hayatını yaktı. Günlerce hiç olmadığı kadar yorgundu o hiperaktif hayatında ilk kez yorgun düşmüştü, kas ve eklemleri ağrıyordu, garip bir hal almıştı ve bu kaç günün sonunda kan kustu ilk kez bu durumu yaşadığı için endişelendi çocukluğunun geçtiği hastanelere bu kez hasta olduğu için gitti. Annesi hemşire olduğu için hastane de büyüdü zaten hep ilaç kokardı bugün yaşadığı duygusallığının temelini de burdan almıştı. Hastaneye gitti, doktora başvurdu tahliller falan alındı sonra doktor Nejat'ı odasına çağırıp görüşmek istedi, doktor Nejat'ın  gözlerinin içine bakınca kötü birşey olduğunu anladı Nejat, çünkü ne zaman biri onun gözlerinin içine bakarsa kötü birşey diyecek diye kaygılanırdı aslında haklıydı da çünkü yoksul bir mahallenin küçük bakkalı olan babası öldüğünde annesi gözlerinin içine bakıp söylemişti babasının öldüğünü, bundan dolayı çok korkardı ve öyle de oldu korktu. Doktor hasta olduğunu söyledi virüs kaptığını söyledi ve birtakım sorular sormaya başladı, Nejat şok geçirdi çünkü o hep toz pembe bakardı kötü birşey onu bulmayacak diye düşünürdü ama ne çare ki bulmuştu onu hemde en kötüsü. Kabullenmedi itiraz etti doktora ama doktor büyük bir üzüntüyle kabullenmesi gerektiğini söyledi ve hemen tedavi olması gerektiğini söyledi, bunu kabullenmen gerek Nejat herkesi bulabilir bu virüs seni de bulmuş önemli olan seni bulması değil seni kurtarmak dedi ve sigara, alkol, cinsel ilişki, kirli ortamlardan mutlaka uzak durmasını söyledi aksi takdirde bu onun sonu olacağını söyledi doktor. Nejat babasından sonra ilk kez ağladı, yıllarca gülen, güçlü olan Nejat bir kediye bürünmüştü. Mutlaka tedavi olması gerekiyordu HIV virüsünden kurtulması için aksi takdirde karaciğer yetmezliği, siroz hatta daha da kötüsünü yaşayacaktı. Hastaneden çıkıp eve gitti Nejat, açtı rakısını yaktı sigarasını ve olmazsa olmazı Neşet Ertaşı, bu aklına geldiğinde evde bulunan plaktan bir Neşet Ertaş müziği açtı sigarasını her zamanki gibi yine yudumluyordu. Ne yapacaktı bilmiyordu çok çaresizdi, çok korkmuştu. İzlediği filmlerin, okuduğu kitapların karakterlerinin etkisinde kalıp korkmuştu, çok üzgün bir şekilde günlerce dışarı çıkmadı ilaçları da kullanmaya başladı. İlaçlar epey ağırdı, psikolojik bir bunalım yaşamaya başladı ve günler sonra hiçbir şeyi takmama kararı alıp eski hayatına dönme kararı aldı. Çünkü kendisini taşıyamayan bir adamdı, bir virüsü taşımayı asla kabul edemiyordu. Eski hayatına döndü, tedaviyi reddetti, alkol ve sigarayı aşırı tüketip, sağlığına dikkat etmemeye başladı. Nejat güçlü bir adamdı ama bazen insanın kaldıramayacağı gerçeklerin olduğunu düşünüyordu, o da kaldıramayacağını bildiği için kabullenmedi lanet olası virüsü. Günler aylar geçiyordu Nejat ölüme göz kırparcasına çılgınca içiyordu artık başka maddelerde kullanıyordu çünkü herşeyi reddetmişti ve hastalığını herkesten saklıyordu gayet iyi de başarıyordu. Kimsenin bilmesini istemiyordu, kimsenin ona o gözle bakmasını istemiyordu, kabullenemezdi. Öyle de yapıp hep sakladı hastalığını görünmeyen virüs gayet iyi saklanmıştı. Birgün bir barda birasını karanlıklar içinde yudumlarken birisi gözüne çarptı,  çok çapkın olan Nejat hastalığından sonra sürekli çapkınlık yapıyordu ama sonrasında aylarca çapkınlık yapmamıştı. O gün barda gördüğü kadına epey baktı neyse diyip içmeye devam etti sonra kadın ona baktı Nejat'ın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Nejat kadına sigara uzattıktan sonra kadında olumlu bir tepkide bulundu, sonra tanıştılar. 

Aslında Nejat kadınlardan kaçıyordu bir süredir, beraber kaldığı kadınlarla belli bir ilişki yaşadıktan sonra kaçırıyordu kendisini onlardan, hatta hayatı boyunca kimseye sarılıp uyumamıştı o zamana kadar. Işıl, Nejat'a göre çok daha monoton yaşayan bir kadındı, Nejat'la bir süre beraber takıldıktan sonra birbirlerine aşık olduklarının farkına vardılar ama ikisinin de birbirinden habersiz büyük korkuları vardı. Nejat hastalığından ötürü çok korkuyordu ama aşık olmuştu bir kez. Işıl ise Nejat'ın yaşantısından korkuyordu çünkü Nejat çılgınlar gibi yaşıyordu onun aksine ama birşeyin farkında değillerdi aralarında ki büyük farklara rağmen aşk, sevgi onları bir araya getiriyordu, bu sevginin gücünün bir kanıtıydı. Başta herşey güzeldi Nejat'ın yaptıkları, Işılın yaptıkları karşılıklı olarak birbirlerini memnun ediyordu. Sonra devam ettiler, güzel günlerin sonunda kavgalar, hakaretler başladı aslında Nejat, Işılın onun hastalığından şüphelendiğini fark etmişti ve kendisinden soğutmak için birtakım saçmalıklar yapıyordu, Nejat ilk kez bir kadına sarılıp uyuyordu sabahlara kadar ağrılarından ötürü uyuyamıyordu, dudaklarını sıka sıka parçalamıştı, kaslarını da kontrol edemiyordu, Işıl da şüphelenmişti ama Nejat onu da kandırmayı başarmıştı. Nejat ışıldan sonra ilk kez kaygılanmıştı birşeyleri düzeltmek istiyordu Işıl için iyileşmek istiyordu çünkü Işıl Nejat'ın hayatına çeki düzen vermesini çok istiyordu ve bunun için çabalıyordu, Nejat ise kendisinden soğutmaya çalıştığı için de pişman olmuştu ama herşey için çok geçti çünkü ışıl kararını vermişti, gidecekti Nejat'tan. Öyle oldu Işıl gitti, Nejat ise iyileşmek için çabalamaktan vazgeçmişti. Güzel bir filmde geçiyordu ' sevmek de yetmiyormuş bazen, çok önceden rastlaşacaktık ' repliğini söylendi durdu günlerce Nejat. Işıl gitti ve Nejat bir daha hiç toparlanamadı, içti durdu kendini tamamen virüslerin duvarına ördü. Günler geçtikçe Nejat daha da kötü oldu Işıl hayatındayken bir nebze de olsa düzelmişti herşey ama sonra gitti herşey daha da berbat bir hal aldı. O yıl Nejat okulu bırakıp uzaklara gitmeye karar verdi, hani hepimizin hep isteyipte başaramadığı uzaklar varya işte tam da oralara. Ve gitti, ülkesinin en büyük şehrine yerleşip çevirmenlik yapmaya başladı, akşama kadar kazandığı parayı içip tüketiyordu eski Nejat yoktu kilo vermişti, saçları dökülmüştü, vücudunu yaralar sarmıştı ve herşey için çok geç kaldığının farkındaydı ama onun için en kötüsü yaşamaya olan umudu ve umursamazlığı tükenmişti işte onu bu bitirmişti. Sonra akli dengesini kaybetmişti kısmen ve büyük bir bunalım yaşıyordu, tükenmişti ve günlerce kan kusmasından sonra kapatmıştı kendisini dört duvar arasına. Kimse Nejat'a ulaşamıyordu, ne Nejat'tan başka kimsesi olmayan annesi nede düşlerinde ki büyük Işılı. 

Nejat herşeyi hatırladıktan sonra pişmanlıkları için ağladı ağladı, yaktı sigarasını son kez birasını yudumlayıp artık vaktinin geldiğini düşündü. Çünkü artık ağrılara dayanamıyordu daha da fazlası vardı şimdi aylarca yıllarca hatırlamak istediği şeyleri hatırlamıştı en çok da annesine sarılıp ağlamak onu koklamak istiyordu bunun içinde geç kalmıştı. Ve geceyi bekledi çünkü hayatta en büyük tecrübeleri geceleri öğrenmişti Nejat. Yıllar evvel Işılın öptüğü avucuna aldığı neşteri annesinin öptüğü bileklerine doğru götürdü babasına da çok kızgındı onu bırakıp gittiği için, neşteri bileğine doğru götürüp kesti bileğini belki de onun için bir kurtuluştu ölüm ve oturduğu duvara bakıp dalıverdi posterlere çalan müzik eşliğinde, elinde son sigarası vardı yıllar evvel beraber sigara içtiği Işıl vermişti ona ve Nejat bugün için saklamıştı bu sigarayı ama sonradan hatırladı kimin verdiğini, sonra ağzında çıkan son sözlerle veda etti hayata..

Ölmek üzere olan birinin son sözlerini kimse bilemez..

İyi Bir Kadındı..


İYİ BİR KADINDI..
 
Gençtim kanım çok fena kaynıyordu. Gençlerin kanı iyi kanıyor bunu çok iyi bilirim, yaşamsız duyguların içinde bilirim…

Bir kadını seviyordum daha gençtik bir şeyler hissediyordum onun badem içi yüreğine-gerçi halen hissediyorum- evet hissediyorum. Aradan yıllar geçti ama bilmem duygularım karmaşık bir yaprağa sarılarak daha da yukarılara çıktı. Hatta o kadar yukarıdaki kuşlar bile bam teli dokuyor oralara...
Tesirsiz bir duygunun anlayışsız haline benziyordu biraz. Ne bileyim garip hisler doğrultusunda ilerledik yangınımıza. Oysa çok engelsiz aforizmalar birikmişti onun gözlerine, giderken bile döndü, baktı ve ağladı. Bana en çok da koyan galiba buydu. Onca zaman bana ne anlatmak istemişti anlayamamıştım o bakışlarda. Onu çok acıtmıştım biliyordum, ne kadar masumuz ki zaten, bu yüreğini eline koymuş evrende. Ama buna rağmen ona karşı sevgim şımarık bir çocuğun sevgisinden sessiz kalmış bir çocuk doğurmuştu…
Hayat bize neyi gösteriyor neleri hissettiriyor çok reel bir öznenin bebeğidir bu. Aslında ne kadar yalansız yaşamın durağan hali diyebiliyoruz buna? Bilemem…
Bugün benden çok uzak bir yere gitti, belki unutmuştur, belki halen seviyordur, yıllardır duyamadım hiçbir şey ondan. Sadece iyi bir doktor olmuş diye duydum. Hep merak etmişimdir şuan ne yapıyor? Nelerle uğraşıyor? Hangi kitapları okuyor? Hangi çocukları seviyor? Daha nice enstrüman sorular. Ama en çok da hangi kitapları okuyor diye merak ediyorum. Kitaplara çok sarmıştı, güzel günce bir tütün gibi. Acaba hangi hayatları arıyor, hangi hayatları seçmişti o güzelimsi kitaplarda? Onu terk eden bir adamı yıllarca sevecek kadar iyi bir kadındı. Yaşam boyu güzel bir kadındı duyguları nehre kaçmış biri değildi. Sevdi mi severdi, sevenden ötürü...
İyi bir kadındı! İyi bir dosttu!
Bana gelirsek ben de bir AT’a takılıp yürüdüm seferler dolu yük gemilerine. Yıllarca çok kadınla tanışıp âşık oldum. Hepsi birdi zaten. Yalnızlık içinde yarım kalmış bir birdi. O gidince bir kalmış yalan bir kavun kabuğu ya da bir salağı oynamış sigara. Hep fotoğraflar kavmine yazıldım sayfalar boyu, ona baktım, o son bakışına baktım. Hep o son bakışına takıldım diplomatik dikiş makinalarında. Yıllarca hep bunu düşünüp tartıştım panzehir beynimin bulutlarında. Ne demek istemişti? Neden sadece susup bakmıştı? Ve neden ağlamıştı? O iyi kadın her şeyi oraya mı saklamıştı? Bilemiyorum, bu düzenbaz duygularımın en narlı parçalarında bilemiyorum.
Yıllar geçtikçe hiçbir duygu boşa kürek sallamıyor hep bir adaya ulaşmak istiyor. Ben de figüran bir sehpanın susmuş ayağı olmuştum adaya ulaşmak isteyen kürekler gibi, bilmiyorum bir gün ulaşabilecek miyim? Yoksa bağzı duygular gibi kül olup yere mi sendeleyeceğim? Bilemiyorum, hiçbir şeyi bilemediğim gibi... Ama o kadın çok mutlu olmayı hak etmişti, o adada olmayı hak etmişti. Çünkü o kadın, iyi bir kadındı!

BENCE..


BENCE..

BENCE AT her şeydir
BENCE KİTAP birinin hayatına dahil olmaktır
BENCE ÇAY yaşamın dalıdır
BENCE YALNIZLIK bir köşede hiç usanmadan kendini beklemektir
BENCE UMUT gelmeyecek olan gemiyi bile bile beklemektir
BENCE AŞK gökyüzünün alacakaranlığında yuva kurmaktır
BENCE ÖLÜM hiçbir şeye alışmadan gitmektir
BENCE UYKU hayallerine çalım atmaktır
BENCE ŞİİR ruhun depreştiği vakit depresif role bürünmedir
BENCE YASTIK hiç olmayanlara, olamayacaklara sarılmaktır
BENCE ÇOCUK çağın bilginliğidir
BENCE HAYAL olmayan bir alemin doğmamış çocuklarıdır
BENCE ÖZLEM bir İspanyol boğasıyla çarpışmaktır
BENCE KAYBETMEK bahçeden çaldığın elmayı bölüşmektir
BENCE TELEFON karşındakini duyup görememektir
BENCE ACI batan güneşin dağlara serpilmesidir
BENCE SABIR küçük bir gölette boğulmaktır
BENCE GÜLMEK her türlü pisliğe, oyuna, ezilmişliğe karşı uzatılan bir demet çiçektir..

Senden Sonra..


Senden Sonra.. 

Bugün ayrılığımızın 12. yılı ve ben 45 yaşındayım, 12 yıla birçok şey sığmış ben farkında olmadan benim içime sığmış mı onu bilemem gözlerimi kapayıp düşündüğümde birçok şey değişmiş önce onlara bakmak isterim sonra her zaman olduğu gibi sana bakacağım. Ampuller bile değişmiş, insanlar ATa ters binmeye başladı, leblebi yiyen çocuklar okey dönmeye başladı, hepimizi eleştiren teyzeler sessizliğe gömüldü, telefonlar kullanılmamaya başlandı, şiirler yazılmamaya başlandı, şairler bir bir yaşamaya başladı, Adnan Yücel şiir okumamaya başladı, kitaplar yakılmaya başlandı, insanlar uyumamaya başladı, sokaklarda herkes susmaya başladı, gazeteler kapatıldı, çocuklar oyun oynamayı bıraktı, ay ışığını kesti, güneş batıdan doğdu, ben hep siyah giyindim çünkü renkli hiçbir şey yoktu, birçok tarihi ana tanıklık ettim ama fotoğraf makinam yoktu, Neşet Ertaş dinlenmemeye başladı, Emrah Serbes mutlu piçin öyküsünü yazdı, Ahmet Arif Leyla'sına kavuştu, okullar kapanmaya başladı, Trabzonspor şampiyon oldu, OHAL bitti, annem öldü, Shakespeare'n eserleri yakılmaya başlandı, Cem Adrian her gece sol yanağımdan öptü, sosyal medya hesaplarımın takipçileri arttı, kilo aldım, boyum uzadı, dünyanın bütün köpekleri beni sevdi, çamaşır makinam da var, kapılar kullanılmamaya başlandı, ilahiyatlar da kapatıldı, Ronaldinho Türkiye'ye geldi, ilaçlar toplatıldı, Van Gölü canavarı da bulundu, matematik müfredattan kaldırıldı, Yavuz Turgul Şener Şen'siz bir proje yaptı, Onur Ünlü yazmamaya başladı, Fazıl Say piyanistliği bıraktı, Genco Erkal tiyatroyu bıraktı, İstanbul da deprem oldu, siyah poşetler kaldırıldı, meyveli sodalar kaldırıldı, Pinokyonun burnu bile uzamıyor artık, çay ithal etmeye başladık, insanlar görünmez olmaya başladı, ışınlanma yayıldı ama anneme gidemedim çünkü annem öldü, kaç kez sana gelmeye çalıştım fırtınalar koptu, uçağa bindim müsait yerde indirdi, gözlük takmayan göremez oldu, annem ölünce güneş doğmadı, sigara yeteri kadar zarar veremediği için tersten içilmeye başlandı, kardeşim sevgilisiyle buluşamadı yine, yıldızlar konuşmaya başladı, Mars'ta insanlar bulundu, UFO'lar şehirlerde dolanmaya başladı, köyler boşaltıldı, AT yarışları kaldırıldı, bakkallar kapatıldı AVM'ler açıldı, ormanlar yakıldı oteller dizildi, dişlerimi de yaptırdım, gömlek giymemeye başladım, çoraplarım kokmamaya başladı, arabesk müzik yasaklandı, teyzem sevdiği adama kavuşamadı, annem öldü ayakkabı bağlarımı kendim bağlamayı öğrendim, çok ders çalışanlar başarılı olamadı, tembeller açlıktan öldü, şirketler battı, zengin mahalleleri zekat mahalleleri oldu, gecekondu mahallelerinde insanlar hep gülmemeye başladı, Uğur Dündar gazeteciliği bıraktı, Selda Bağcan da sustu zaten, filmler oyunlar artık iyice azaldı, paralı eğitim arttı, çay içmeyi bıraktım, yeşillikler yakıldı, betona oturmayan dövüldü, herkes bencil oldu annem hariç, sevgisiz bir dünya sloganı başlatıldı, dilsizler konuşmaya başladı onlarda herkes gibi oldu, takvimler yasaklandı, kimselerin özel günleri olmadı, güneş ağlamaya başladı, jokerde yaşıyormuş meğer, schumacher öldü f1 yarışları yasaklandı, komşu çiftlik oynanmamaya başlandı, fotoğraflarını yaktım, sen de başkasını öpmüşsün....... Gördüğün gibi bugün baktığımda herşey değişmiş ama sen değişmemişsin hayat böyle işte birini sol yanına mühürletirsen dünya değişir, kaos oluşur, depremler olur, fırtınalar kopar sol yanında ama pragmatist duyguların asla hükmedemez oraya işte benimkisi de öyle olmuş düzen değişti insanlık değişti ama sen hep aynı kaldın bugün 45 yaşındayım sen asla değişmeyeceksin biliyorum şimdi bugünün şerefine çay koymak istiyorum kendime sigarayı da seninle içiyorum sonra bi 45 yıl daha eskiye daha eskiye dönmeye çalışırım..

Toprağın Zabıtı..

Toprağın Zabıtı..

Dik bir tacın,
asilzade yokuşlarıyız aslında,
Ne üdüğü belirsiz,bahtsız;
bir mintanın askerleriyiz aslında,
Bir elimizde hançer,
güç bela siperlere amadeyiz aslında,
Şark teli, cümbüş törenlerin;
Bir halının etrafına taşmayacak ;
Bir zabıt kağıdına şahit diye yazılmış adımız.
Şehre ait,
Şehrin son tanıkları,
Şifalı insanlar mihrabıyız biz aslında.

Rüyanda Görsen..


Rüyanda Görsen..

Bazen işler yolunda gitmez 
Bazen çay içemezsiniz 
Bazen sevdiğiniz kadın sizi terk eder 
Bazen gülemezsiniz 
Bazen sigaranız biter 
Bazen paranız biter 
Bazen babanızla kavga edersiniz 
Bazen okulu uzatırsınız 
Bazen amansız bir hastalığa kapılırsınız 
Bazen annenizi özlersiniz 
Bazen umudunuz tükenir 
Bazen kahrolursunuz 
Bazen ölmek istersiniz 
Bazen gülemezsiniz 
Bazen grip olursunuz 
Bazen bir şeylere bağlı kalırsınız 
Bazen yalnızlığa takılı kalırsınız 
Bazen biri sizi öper her şey geçer 
Bazen biri öpmez 
Bakın Nietzche bile 56 senede intihar edebildi 
Onun için bu hayatta bir şeyleri takmadan yaşamayı deneyin, 
Sokakta tanıdığım bi sarhoş söylemişti; ATa binemiyorsan binmemeyi dene, diye..

Yalnızsın Sen Yalnız Kal 3

Yalnızsın Sen Yalnız Kal 3

Ucu yalnızlığa dokunmayan birşey yok, yaşadığım tüm müptezel sokaklar buna şahit.

Yine evde yalnız başıma oturmuş kafamın içinde var olan mavi ata inat dünyadaki tüm acımasız atlarla beraber kişniyor yalnızlığıma sarılıp cigara tüttürüyordum sevişen tüm tavşanlara inat. Aslında onları kıskandığımdan değil bu cigara tüttürmeler im onlara üzüldüğümden çünkü onlar şuan yakalandığı tuzağın farkında olmadan kapanda var olan etleri büyük zevkle yiyen aslanlar gibi hayata zevk penceresinden bakıyor. Aslan avını büyük iştahla midesine indirirken dünyanın en mutlu canlısı olduğunu düşünüyordu ama aradan geçen 2 saniyelik sürede kapana kapılmış bir tavşana dönüşüyordu işte o acınası durumun en iştahlı seyircisi de ben oluveriyordum birdenbire tüm sevişenlere inat. İşte belki de herşeyin özeti buydu tamda en derin özeti.

Bir an kapıldığımız o an bize en güzel şey olan bu manşetin aslında bir sonunun olduğunu düşünmeden yaşayıp sonra da kandırılmış birer kuş olduğumuzu düşünüyoruz, kuş demişken geçen bir kuş omzuma konmuştu kuş uçup gittikten sonra oturup düşündüm acaba bu kuş nerden geldi, kimlere selam verdi, kimleri öptü, kimlere sarıldı, kimlerin üstüne sıçtı, kimlerin en mutlu anına tanık oldu, kimlerin yalnızlığına hükmetti düşündüm düşündüm durdum ve şu kanaate vardım kuş Bestamin diye birinin omzuna kondu onunla biraz yaşayıp yalnızlığını teselli ettikten sonra göğe uçmaya karar verdi göğe selam veren bu kızıl kuş dallara konmaya başladı dallarda tırtılları öpüp ağaçkakanlarla kavga etti sonra arkadaşlarının yanına gitmeye karar verdi ama gidemedi çünkü farklı hayatlar farklı hisler dokumak istiyordu yüreğine ve öyle de oldu gelip omzuma kondu ama sonra gitti nereye giderse gitsin kime giderse gitsin yalnız kalacağını biliyordu ve gitti tıpkı biz insanoğlu gibi bizimde konumuz ve sonumuz yalnızlık bunun farkındayız ve öylece yaşıyoruz kızıl kuşa da demistim bir şehrin en göbeğinde o en göbeğe inat kalabalıklar içerisinde ruhumu sarmış mavi atın sırtında cirit atıyordum en kalabalığa inat ondan ötürü o kadar da takmamak lazım yaşıyoruz sonuçta ha köpek gibi ha at gibi ha kuş gibi yaşıyoruz.

Konumuz ve sonumuz olarak nereye gidersek gidelim kime gidersek gidelim yalnızız biz yalnız kalacağız, yalnızsın sen yalnız kal..





19 Ekim 2017 Perşembe

Beklerken..



Beklerken hergün saat takmaya başladım tanrım
saate karşı zaafım vardır tıpkı
gecenin atlara şiirin ise sana zaafı
olduğu  gibi

Beklerken çok şiir okudum tanrım
okuduğum ilk şiirde sanırım şöyle diyordu; sana gitme demeyeceğim.
ama ben dedim tanrım
ah değişik adam
ah Özdemir Asaf

Beklerken cuma namazlarını kaçırmaya başladım tanrım
beni affet tanrım
Bukowski bile ben uyuyunca saçlarımdan öper
ondan sonraki ikinci ibadetimdi tanrım
cuma namazlarını kılmak
zaten tek ibadetle iş yürümez tanrım
dedem sütle kandırıp götürürdü beni
cuma namazına tanrım
ah dedem keşke yine beni sabahın ilk ışıklarında o sıcacık sütçüye götüreydin de acıyan tek yanım sıcak sütten yanmış dilim olsaydı
acaba sana yalvarsam dedemi öper misin benim yerime tanrım?

Beklerken papatyaların güneşe göz kırpışlarına şahit oldum tanrım
demek ki sadece ben maruz kalmamışım papatyalara
ah güneş ah ay siz de olmasanız neye yazılırdı bu şiirler
ah papatyam sende adın gibi açarsın birgün
belki saat takmadığım birgün yada
takvim yapraklarının bir damla suyu öptüğü, tükendiği birgün
sahi takvim yaprağı papatyalardan önce solarsa tanrım
O zaman güneşe de şiir yazılmaz sanırım
ah Nietzche pardon unutmusum tanrı dengeyi sağlar

Beklerken çok kitap okudum tanrım
ama kitaplar hiç sıkılmadı beklemekten

Beklerken birçok karakter oldum tanrım
bir keresinde Donkişot olup kendimle savaştım
her zamanki gibi kaybettim tanrım
ah Cervantes hep kaybettirdin
karakter oldum derken
bir keresinde ise Gogol'un burnu oldum resmi kıyafetler giyip onun yanına gitmeye çalıştım tanrım
gidemedim tabi tanrım
biliriz ikimizde ona gitmek dünyanın en sıradan öyküsü
ama ben gidemedim tanrım

Beklerken çok sigara içtim tanrım
artık sigara kullanmıyorum
aramız gayet iyiydi
iyi anlaşır 4-5 dakikaya tüm herşeyi sığdıranlar bilirsin tanrım

Beklerken jokey oldum tanrım
belki bir ata biner ona giderim diye biliyoruz ikimizde tanrım
atlar heryere ulaşır ama ona ulaşamadı
ah tanrım  beklerken demişken bugün çok uykum var
uykuya inanıyorum ben tanrım
uyuyunca beklemiyorum
en verimli topraklar bile uykuda ürün veriyor bilirsin tanrım
uykuya inanıyorum tanrım
çünkü uyuyunca
güneşler açıyor
bahar geliyor sokaklara
çocuklar şarkılar söylüyor
yaşlı teyzeler pencere kenarında gülümsüyor
filler sokak ortasında özgürce çişini ediyor
sokaklar ıslak
sokaklar çiçek açmış
sokaklar tıpkı papatyalar gibi
kediler köpekleri öpüyor
insanlar birbirlerine selam veriyor
herkes kıpır kıpır
kaplumbağalar bile atları seviyor
düşünebiliyor musun papatyam?
ne muazzam birşey bu papatyam
bana inanmıyorsan tanrıya sor
tanrı yalan söylemez
ah tanrım bize bir şiir yazar mısın?
ikimizin içine nal saldığı bir şiir
belki bir şiirin içinde ulaşırım ona
şiirin gücüne inanıyorum tanrım
Leyla ile Mecnun şiirden yaratılmıştır
kulağıma fısıldamıştı adamın biri
ah Fuzuli

tanrım ben uyuyorum
sahi tanrım bir şiir yazar mısın ?