SABAHATTİN
ALİ
1907 de önyargılara karşı bir güneş doğdu Gümülcine de. Gümülcine
de başlayıp Türkiye-Bulgaristan sınırında biten 41 yıllık kısa ömrüne neler
sığdırmadı ki o güneş. Birçok eser bıraktı bizlere kısacık ömrünün tükenmez kalemi.Hikâyeleri
gibi novella bakışları ve önünde ki keskinsem perdeleri birçok şeyi anlatıyordu
aslında.41 yaşına sığdırdığı elle tutulabilen kuyruklu yıldızları,Azrail’in
intihar mektubunu da öngörmüş söylemişti o sözleri;
“Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.”
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.”
O kalem hiçbir vakit unutamayacağımız Markopaşaları,
Kuyucaklı Yusufları, Kürk Mantolu Madonnaları, öyküleri, Raif efendinin saf
yüzünü ve birçok eseri bıraktı yıldızsız gökyüzümüze ve bunları bize bırakarak Türk
edebiyatının en önemli isimlerinde biri oldu. Hepimiz onun birer öğrencisi
olduk yazdıklarıyla ve bizden sonrada devam edecek tarihin dengesi. Sabahattin
Ali’yi anlamak en önemlisi. O anlaşılınca ne kadar muhteşem bir yaşam sunduğunu
kavrıyorduk yazdıklarında ve bestelenen şiirlerinin birer ahengi oluyorduk
paçalardan damlayıp yeniden hayat bulmuş damlalar gibi. Yâda bir mısranın gizli
fikri oluverirdik şifrelerin dışladığı çarşaflarda. Zincirlerini kırıp
hipodromdan kaçan anarşik bir AT olabilirdik onu anlayarak. Bir başına kalmış
yazısız karikatür de olabilirdik Sabahattin Ali’nin psikanaliz seansında. Onu
anlamayı denemeliyiz önyargılardan arınmamış iltihaplı sendromlarımızda.
Saygıyla anıyorum birkaç cümleyle anlatılmayacak koca yürekli
Gümülcine güneşini ve Sabahattin Ali diyorum bir daha gelmeli dünyaya.
