Bir
Garip Kitap..
Açarsın
kitabı okursun yavaş yavaş seversin öper koklarsın bağlanırsın kitaba sonra
kitapta seni sever. Yavaş yavaş alışırsınız birbirinize kafanda bir yuva kurup
anlamlandırmaya çalışırsın yazılanların içine buz katarsın kitabı öylece içmeye
başlarsın, tam o yazılanlar için kendinden ödün verip herşeyini o kitaba
verirsin ki kitap seni o an terk eder ve yaşadığın süre boyunca kafandaki bütün
diplomatik ilişkiler o kitap üzerine yoğunlaşır çay içer onu anımsarsın acaba
devamı nasıl olacak diye, sigara yakar buğularsın boğazını işte tam da orda
düğümlenir herşey, yazılan sayısız travmalar, etkisinde kaldığın karakterler,
avucunda okşadığın olaylar acaba ne olacak ne olacak ne olacak diye sorarsın
kendine. Binlerce soru canlanır kafanda hatta daha da ilerisi ATlar fareden
kaçar beyninin içinde büyük savaşlar yaşar kafatasının en hassas noktası hatta
bir ara şiir yazayım dersin o denli büyük bir travma yani. Tabi yazamazsın
çünkü şiir öyle bir iş değil tüm hayatın şiir olacak ki yazasın o şiiri işte o
an bu mümkün değil.
Ben
de tam olarak bunu yaşadım açtığım hayatımda ilk kez açtığım bir kitapta. Önce
köpeğimi aldım yanıma kitabımızla beraber de sevdik köpeğimi okşadık başını
köpeğim olmasına rağmen ilk kez kucakladım onu sonra çay demledim öyle sıradan
bir çay değildi bir ilkin verdiği duyguyu kattım içine öyle bir çaydı yani
sonra loş ışığımı açıp sigaramı yaktım ve hikaye böyle başladı aramızda farklı
bedenlerin cirit attığı kitapla.
Sonra
belli bir zamandan sonra alışırsın yeryüzü bu konuda çok tecrübeli hatta
herkesten hepimizden bizi koruyup kollayan sevdiklerimizdende. Çünkü yeryüzünde
yaşanan tüm pragmatik acılar, beklenen baharın gelmeyişi, savaşlar, buhranlar,
krizler binbir türlü çıkmazlara bile alıştı yeryüzü. Onun içindir ki yeryüzü
öyle gördüğümüzden daha bir kavrayışlıdır acılara.
Belli
bir zaman geçer yani öyle elmayı olgunlaştırdığı gibi basit bir indirgeme sonucu
değil bu süreç birçok şeye katlanırsın, düşünürsün, kendinle savaşırsın geçti
diye düşünürsün geçmez sadece alışırsın alışmak en kötüsü bence alışınca hiçbir
şey hissedemiyorsun. Mesela bir bahçeden erik çalınca bile zevk alamıyor hale
gelirsin küçükken bende çok erik çalmıştım.
Zamanla
açarsın o kitabı okumaya başlarsın en baştan ve artık herşey geçmiş oluyor
herşeye geç kaldığın gibi ona da geç kaldım diyeceksin okuyacaksın ama bir daha
ilk günkü duyguyu yaşayamayacaksın bu çok kötü bir duygu tüm prensipler
içerisinde çok kötü bir duygu.
Hayatım
boyunca açtığım ilk kitapta bu duyguları yaşadım ve bundan sonra da hep böyle
devam edecek ve bir fikir düşündüm ‘Herşeye Geç Kalanlar Fikir Kulübü’ diye bu
aralar onun çalışması içerisindeyim biliyorum hayatımda her yaptığım işi yarım
bıraktığım gibi bunu da bırakacağım ama olsun en azından o da geç kalmışlığın
içerisinde bir geç kalmışlık olarak kalacak..