13 Şubat 2018 Salı

sığ denizlerde boğulan cesetler

sığ denizlerde boğulan cesetler


tanrıya kırmızı şeyler borçluyum 
korkunç ölülerin kanları akıyor geceden 
ve senin gözlerin 
sarı bir magmadan çağırıyor tüm ölüleri provaya 
oysa benim vaktim yok 
kendimi kırık bir anekdotla aldatmaya 

senin nazarında deliliğin acıyan tarafları 
hiç de tahammülüm yok yollanmaya
aşina etmekteyim kendimi 
bunaltının boş kovanına 
yüksek zen'e 
ve gözlerinden akan lavlara 

biliyorum içimde çok seyircili mitingler olmayacak  
senin
lavları alıp peşinden gittiğin 
cesetler  boğuyor
sığ denizlerde
çıkarılıyor benim siyah şiş cesedim
biz iki pınarın aktığı birikinti bile olamayız 
diyesin diye 


12 Şubat 2018 Pazartesi

Stent-üp..

Stent-üp..

sen kalbime takılan stentsin
doktor faili meçhul bir melek
tanrı melekleri sever
melekler ne yapacağını iyi bilir
yanlış iş yapmaz
nesli kondomlarla tükenen düşüncelere dalarsak haklı
biraz da suçlu

iki kişilik bir sofranın stenti eksik kalan yanı
hep bir arayıştır

tanrı herşeyi inceden düşünür
ameliyat mağduru melek ise kibar
oysa tanrı öğretmiş olmalı
iki kalbe tek stent takılmaz..

Ölüler Cinayet Masasında Delirir..

Ölüler Cinayet Masasında Delirir..

takvimler ölü yaprağını delirtir anın
anlar bana baki vücudumun miğferi
bakışınla deliren gün
bir otogarın kırılmış velvelesi
gözlerinin içinde binlerce denklem kırgın
bana kalsa bozgun
çıplak acılarla bedenimi topluyorlar
dünya savaşları mağduru bir çıplaklık
dağılan mutlulukla kırılmış bir yazının intikalinde
katil aranmıyor
katil aklanıyor
cinayetimin masasında
aklım kanasın bari öyle kapansın ıhlamur yaraları
görgü tanıkları bitlerim
yalnızlığım benim tahterevallimin paslanmış suratı
tanrının da aklı kanıyor
ve kan yağıyor üzerimize
sen de kana kendini
ben sana tarafım
plastik göğsümde kanıyorsun sevgilim
kirli kanı temizleyen yoktur
ölüyorsun işte sevgilim
kana kendini..

11 Şubat 2018 Pazar

Ben Şair Değilim..

Ben Şair Değilim..

biliyorum
sana varabileceğim tüm yollar küresel tehlikede
sen güvertemin denizisin
tüm güverteler denize çıkar

biliyorum
ama saçaklar kalbinden sarkan buzlarla dolu
sana gelsem kafam yarılır
içinden kaçıverirsin

git-me sözcüğünün arasında kalmış bir tamamlanmamış cümleyim
sana gitme demeyecek kadar modern bir filozofum
ama gitme
ben filozof falan da değilim

sen birinci dünya savaşının günümüzde devam eden etnik bir sorunusun
sınırların cetvellerle nişanlanmış
şık dursun diye orta parmağında sana gelebileceğim bir halat var

mandan ve himayenim senin
aramızdaki kapitülasyonlar da kaldırılmadı zaten
ama git lütfen
ya da gitme
yoksa düzenli olarak sana gelirim atlarımın sırtında
buz düşer kırılır kafaları
bir sen daha çıkarsın
katlanamam
yazdıklarımı da üzerine alınma
ben şair değilim
interneti bol bir manyağım..


4 Şubat 2018 Pazar

Bahar Barut Tütüyor Dizinde..

Bahar Barut Tütüyor Dizinde..

ah canım
gözlerin barut tütüyor
sol yanımın içinde açmış ceviz ağaçlarının dibinde
yaslanmış tüm gözü yaşlı atlar
toplanmış başımda
bir bir taylarının başını okşuyor

ah canım keşke barut tütsen başıma
seni de alıp gitsem
akvaryum dolu baharlara

ah canım korkma ben varım
ceviz ağaçlarının dibinde
dur
korkma ben hiç olamadım
barut tüten baharlarda..

2 Şubat 2018 Cuma

Yalnızsın Sen Yalnız Kal..

Yalnızsın Sen Yalnız Kal..

Aslında hepimiz iplerimize kadar yalnız değil miyiz? Nereye gitsek de ne yapsak da hep o ipin üzerinde değil miyiz? Kalabalıklar içindesin her yerin insanlarla kaynıyor ama ipini görünce yalnız olduğunu hissediyorsun. Yalnızlık bu değil mi zaten, kalabalığın ortasında yalnızlığı hissetmek ya da en güzel anında düşündüğün onca eserin arasında kötüsünü anımsamak. Düşünsene her yanında sevdiklerin ama bir gün fotoğraf çeken topluluğun dağıldığı gibi dağılacak herkes ve yine iplerine sarılıp tek başına kalacaksın bir ömür bu korkuyla şehrin en renkli bucaklarında ceset olarak yaşayacaksın. 

Bazen yalnızlığa sinirlenir kalkar aşkı devirirsin. Bazen yalnızlığa sinirlenirsin seni yağmurun geniş alanına alırlar o an o kadar yalnız olduğunu hissedersin ki yalnızlıktan şemsiyeye sarılırsın. Bazen bir muammada omuriliğini hissedemezsin çünkü yalnızsın. Bazen her kımıldayış acıyı arayıştır, bazen acıdan analjezik bir şeyler içiyorsun, bazen korkuyorsun yastığa sarılıyorsun ama hiçbir şey gerçeği değiştirmiyor, şemsiye de sarılsan ilaçlara da sarılsan sevdiklerine de sarılsan sonunda hep yalnız kalacaksın bu gerçek bir türeyiş kanunudur yerin hasret sıvası yüzünde. 

Güzel bir abimin dediği gibi ‘yalnızlık ömür boyu’ hiçbir şey değiştiremez bu gerçeği. Ruh bütünü hüküm arıyor sonra kafanı kaldırıp vahşet adaleti güneşi sezince yine bir tükeniş yine bir yalnızlık. O ara önce renklerin işini bozuyorsun sonra beden denkleminde kendini arıyorsun sonu yalnızlığa dayanıyor. Hep düşünüyorum acaba sonu yalnızlığa dokunmayan yeni yıkanmış üzüm yaprakları var mı diye? Ama yok; zikzaklar çiziyoruz, yıpranmış ulumalar tamir ediyoruz, kulaklarımıza kadar beton döşüyoruz, neşter çekilmiş beyinlerimize, hunharca serumlar iğneliyoruz ama geçmiyor yalnızlık hissi, yalnızlık korkusu. Hüzünle sağlanan onca meçhuller var ki etrafımızda onlara bakınca bile o ipe sarılma isteği doğuyor, o ipe sebepsiz surette mühim bir dokunma isteği uyanıyor; o halde boş vermek gerekiyor. Çözümsüz kılıfları boş verelim ne yapsak da hep yalnızız biz, ucu ölüme dokunan her şey herkes yalnızdır, ben de yalnızım sen de yalnızsın herkes de yalnız. Solgun zehirlerde ilaç temenni etsen de saldırgan oksijenler aralansa da gezegenler lejyoner çiçeklerle dolsa da penguenler kutsal uğultular içinde yaşasa da hep yalnızsın sen yalnız kalacaksın..

Üç Şeritli Yıldızlar..

Üç Şeritli Yıldızlar..

işte ordasın
hep neşeli
neşeli çocuklar gibi
o en güzel şeylere bahane bulur kıvamdasın
sılık bir bahar ikindisi
tam karşıda olacaklardan habersiz bir bank
sen üstüne oturmakla şereflendirmişsin onu
o da tam karşımda durarak beni
ne yazık değimli
hiç bilmiyormuş gibi
parmaklarımla kağıdı kırarcasına
seni anlatmak
şehre bir sen gelsen
sen…
şehre…
gelsen…
oynardı
yer yerinden
bilirdim geldiğini
sen bir kere bana uğrayacak olsan
ben senden kalan bir sen
ben hep senden kalan bir yetim çocuk
bir bakkalın para üstü sakızı
ağlayacak belki gözlerim,
şu kafamın içindeki her şeye rağmen çok gururlu şey bee
o bırakmıyor gözlerimi
senin taktığın yıldızlar var ya
üç şeritli !
sen istemiştin işte onu taktığım koluma yatık olan göğsümde
bir şeyler oluyor bazen
böyle ansızın
işemek gibi
ölmek gibi
habersiz!
sadece yüzün geliyor aklıma sonra
o bahsettiğim yerde
biracı
sanki sevdiğin biri ölmüş
öyle acı
eğer 
geleceksen başıma
istersen sol taraftan gel istersen topraktan..

Elli Kuruş Kaç Kuruş ?

Elli Kuruş Kaç Kuruş ? 

Toplum olarak bağzı şeyleri yanlış ağlıyoruz diye düşünüyorum.

Birgün oturduğum mahallenin en işlek bakkalına gidip sigara aldım, bakkal hacı amcaydı namazını asla kaçırmazdı herkese selam verir öyle giderdi bakkalına. Öğrenci milleti bilirsiniz ki genelde kartla sigara alır aynen de öyle oldu kartla aldım. Aldığım sigara 10 liraydı ama bakkal 10.5 lira keseceğini söyledi neden diye sordum aslında sorun 50 kuruş değildi ama merak ettim sorgulamak istedim nedeni ise kartla çektiğim için kesinti oluyormuş ondanmış eyvallah dedim çıktım gittim.
Aradan kaç gün geçti bu kez de mahallenin diğer bakkalı alkol sattığı için hiç sevilmeyen Fevzi abinin bakkalına gittim sigara almak için mahallemiz muhafazakar olduğu için Fevzi abiyi sevmezlerdi ve bakkalında alkol satıldığı için pek gitmezlerdi neyse yine aynı sigaradan aldım kartı uzattım 10 lira girdi pos makinasına, Fevzi abi yanlış girdin dedim 10,5 lira girmen gerekmiyor mu diye sordum, hayır dedi sigara 10 lira niye 10,5 lira gireyim ki dedi. Şaşırdım geçen başka bir yerden aldığımda öyle almışlardı dedim, Fevzi abi ise ben niye senin hakkına gireyim ki dedi sonuçta müşterisin ister kredi kartıyla alırsın ister nakit alırsın dedi, eyvallah diyip çıktım bakkaldan.
İşin ironisi de tam bu noktada, biri namaz kıldığı için çok sevilen Hacı amca diğeri ise alkol sattığı için hiç sevilmeyen Fevzi abi halbuki Hacı amca namaz kıldığı halde komisyon almayı ihmal etmiyordu ona göre birinin hakkına girmek gayet normalmış gibi davranıyordu ki aslında düşününce ona hak veriyordum benim de bağzı sebeblerden ötürü işim yolunda olsaydı bende böyle davranırdım sonuçta adam namaz kıldığı için alkol satmadığı için herkes tarafından çok saygındı herhangi ekonomik bir kaygısı yoktu ayrıca mahallenin iki bakkalından biri olduğu için diğer bakkal alkol sattığı  için herkes onun bakkalına giderdi işleri tıkırındaydı adama hak verdim sonra dönüp Fevzi abiye baktım adam işleri kötü zar zor çeviriyor dükkanını mahallede kimse bakkalına gitmiyor alkol sattığı için yada dindar gözükmediği için ama yine de kimsenin hakkına girmiyor buna olduğunca dikkat ediyor. 
Şimdi bunu sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum acaba hangisi yanlış bir davranışta bulunuyor diye ben epeyce sorgulayıp bu sonuca vardım.
Benim bildiğim bakkal mahallenin atardamarıdır herşeyidir ama hacı amcadan olmamış bunu anladım ve toplum olarak yanıldığımız bir nokta var bu tarz adamlara verdiğimiz tavizden ötürü yaptıkları normalmiş gibi davranmaları çünkü namaz kılıyor diye iyi değil kimse, önemli olan onun gerektirdiklerini yerine getirmek.
Şimdi siz söyleyin Hacı amcadan mı alışveriş yapalım yoksa Fevzi abiden mi ? 
 

Eşhedü..

Eşhedü..

dik bir tacın, 
asilzade yokuşlarıyız aslında, 
ne üdüğü belirsiz,bahtsız; 
bir mintanın askerleriyiz aslında, 
bir elimizde hançer,
güç bela siperlere amadeyiz aslında, 
şark teli, cümbüş törenlerin; 
bir halının etrafına taşmayacak ; 
bir zabıt kağıdına şahit diye yazılmış adımız. 
şehre ait, 
şehrin son tanıkları, 
şifalı insanlar mihrabıyız biz aslında..

AT Gecelikleri..

AT Gecelikleri..

1

Dalların arasında uyuşup kalan zerzevat benlerinden öperim.

2

Neden gittin? Oysa ben senin ayakkabında bulutları sulamıştım.

3

Sana bakınca kafamın hipodromunda AT’ lar koşuşturuyor.

Neyse hadi gel de AT’ a binelim.

4

Koordinatları bozulan dünyanın ömrü bitmişti büyüsü bozulan çocukların gülüşlerinde.

5

Hepimiz güzel bir söze muhtaçken neydi bu savaşların diploması, insanların devşirilmiş mutluluğunda?

6

Tarihi dev taşların arasında semazeninde, büyük ormanların salonunda bana ilk çay koyduğunda sana tutam tutam papatyalandım.

7

Bir sigaranın dudak arasına sıkışan tüm dertlerin kabızlaşmış köşküne selam olsun.

8

Çocuklar hayatın direğine kafa atmış yüreğimizin müptela köşküdür.

9

Toplum, ölüme alışık denizden kaçırılmış balıktır.

10

Umut etmektir aslında çay içmemiz çünkü bitince tekrar koyuyoruz güneşi bardağa.



11

Dezenfekte edemediğimiz yarım boğazlı kalbimizin ışığıdır beklemek.

12

Çocukların gülüşüdür gecemizi aydınlatan takunya vari ay.

13

Düşünsene bir AT’ın var çok hızlı koşuyor ama sen ona binemiyorsun bile, senin içine nal salmak da öyle bir şey hep özlem hep boğaz dolusu kıvılcım.

14

Bilirsin gözlerin dünyanın en güzel uykusudur uyuyunca uyanılmaz bir rüyadır.

15

Bazen bir bakışın bir gülüşün sunduğu yaşamın, diller arası bir karmaşa yarattığı ortamda parmak uçlarımıza kadar içtiğimiz cigaralar çok manidar.

16

Gülüşüne yağmış bir yağmurdur kirlerimizi örten kar taneleri.

17

Çok merak ettiğimiz bir soru var çocukların mutluluğu da kavimler göçüne dahil mi ?

18

Çağcıl bir başkaldırıdır, ay ışığında bileklerinden öpmek.

19

Parka giyen abilerimizin dünyasıdır, yuvasında çiçek öptüğümüz kuşlar.

20


Sen gülme! Sokakta leblebi yiyen çocuklar devrim yapar yoksa..

Gözlerinin Manifestosu..

Gözlerinin Manifestosu..

sonra sen bana baktın 
sokakta çocuklar devrim yaptı 
simdi bir başkaldırıdır 
seninle göz göze gelmek 

sonra sen bana baktın 
tüm canlılar ayaklandı 
simdi seninle göz göze gelmek
tüm dengelerin değişmesidir 

sonra sen bana baktın 
ayakkabımda kuşlar yuva yaptı
şimdi gözlerinle sınanmak 
kuşlara yuva dokumaktır

sonra sen bana baktın 
ve ben bir daha hiçbir şeye bakamadım..

Umutlaşalım.

Umutlaşalım..

Umut hepimizi kurtaracak bunu anlayalım artık.

Birgün köşe bucakta kimsenin uğramadığı daha doğrusu gündüzleri kimsenin uğramayıp geceleri şehrin tüm kırık kalplerini içinde barındıran bir parkta oturuyordum, bir kadın belirdi ilerden karanlıklar içerisinde bir Ay'ı anımsatıyordu yürüyüşü kimsesiz bir parkı aydınlatıyordu onun kırık dökük yüreği. Issızca yürüyüp bana doğru geldi şimdi beni tanımıyor desem yalan olur tanıdığı için bana doğru geldi. Tanıdığım bu kadın yirmili yaşlarında kötü olaylar yaşayıp ayakta kalmayı başaracak kadar asil ve de yürekliydi kimse kolay kolay bunu beceremezdi ama o tüm güçlükler içerisinde bizlere rağmen ayakta durmayı başarmıştı boyun eğmemişti bizim gibi portakal kabuklarına. Aslında yaşadığı bu kötü olaylardan ötürü onu suçlamak daha büyük bir kötülüktü çünkü o buna maruz kalmıştı tıp ki benim ona maruz kalışım gibi çünkü ona ancak maruz kalınır ama işte toplum olarak kötü bir altyapıya sahip olduğumuz için bizler hep onun gibilerini suçlayıp murdar etmiştik, asıl kötü olanlar bizlerdik asıl çirkin olanlar bizlerdik ama en kötüsü de farkında değildik bunun. 
Sahi soruyorum size farkında olmamak en kötüsü değil midir şimdi ? 
Ben o kadının yanıma oturup yaktığı sigaradan sonra farkında olmaya başladım bunun için ona çok şey borçluyum sigara dumanının altında hüznü ve umudu barındırıyordu bana sorarsanız o dünyanın en güçlü en mükemmel varlığı olmalıydı çünkü o kadar başkalaşmanın içinde umudu vardı bu büyük bir sendromdur bu anlatılmayacak kadar harikulade bir fikir akımıdır, onu öylece bir kalıba sığdıramazsın o üst düzey bir davranıştır hepimize örnek olacak hepimizi insan yapacak bir durumdur. 
Oturduk diz dize yaktık sigaralarımızı ve anlatmaya başladı inanın ben içimde aylarca günlerce o kadar nefret kin biriktirmiştim ki o ana kadar o an herşey limonatanın içindeki buz gibi eriyip su olmuştu, sonra içtikçe içtik sigaralarımızı o kadar çok sigara içtik ki çakmağımız bozulana dek içiverdik içine birçok anlam yüklediğimiz sigaralarımızı. O süre zarfında herşeyi birer birer döktük kelimelere günlerce birbirimize sustuğumuz haykırmak istediğimiz bağıra bağıra ciğerlerimize konuştuğumuz herşeyi konuştuk ve ben o kadar çok şey kazandım ki 16-17 yıllık eğitim hayatımda o kadar çok şey kazanmamıştım 23-24 senelik hayatımda bu kadar duygu birikmemişti yüreğimde. O parkta ben hayatımın dersini alıp çantama koymuştum hayatımda hiç ders çalışmadım ama o çantama sığdırdığım herşeyi her gece çalışmaya karar verdim çünkü içinde kimsenin anlayamayacağı, anlatamayacağı kitaplara konu olmamış müfredatlara sığdırılamamış birçok tozdan buluttan metin vardı. 

O gece işte birçok şey değişti hayatımda mesela sabretmeyi öğrendim, beklemeyi öğrendim, empati kurmayı öğrendim, anlamayı öğrendim, düşünmeyi öğrendim aslında o geceden bunları çıkarmak çok basit kalır çünkü 23-25 yılda anlayamadığım birçok şeyi öğrendim mesela çakmak bozulunca sigara içememeyi de öğrendim ama o kadın onun da yolunu bulmuştu ya. Sonra sırılsıklam ağlaşıp susmaya başladık bana o an umudu öğretti o kadın, umut olunca en boktan şeylerin bile birgün çok güzel olabileceğini öğrendim çünkü o kadın içinde dünyanın bütün umudunu biriktirmişti ve o umut içerisinde çocukları sevmeyi biriktirmişti bu herkese nasip olmaz biliyorum onun için kendimi çok şanslı buluyorum mesela bu konuda da kendimi çok şanslı buluyorum mesela öyle bir kadının. ' Ay ışığında bileklerinden öpmek ' herkese nasip olmazdı ama bana oldu. 

Şimdi ben bu hikayeden çok şey çıkardım ve en çok da bunu anladım ki biz teslim olmayalım hiçbir şeye boyun eğmeyelim en kötü anda bile umut edelim çünkü umut olmazsa, umut biterse herşey çok kötü olur ama eğer umudumuz varsa heleki o kadının o mükemmel yüreğinde bulunan umuttan bir dirhem bile varsa birgün herşey çok güzel olacak biz hep umutlaşalım biz hep umut edelim biz en kötü şeylere inat umutlu olalım inanın o gün bambaşka olacak inanın o kadının güzel yüreği hatrına da olsa herşey çok güzel olacak. 
Herkese herşeye inat gelin el ele verip o kadının yüreğinden haykırıp bizi aydınlatan, gözlerinden dökülüp buharlaşıp hepimizin üzerine yağan umutları yeşertelim, umutlaşalım..

Kendimizi Kandırmak..

Kendimizi Kandırmak..


Bu hayatta kazanmak için uğraşanları pek de önemsememek lazım çünkü onlar kendileri için herkesi harcayacak kadar gözleri dönmüştür, oysa bilmeleri gereken bir şey varki hepimizin çok iyi bilmesi gereken birşey kaybetmek, hepimizin eninde sonunda kaybeden olması. 

Sadece kendi çıkarları için acımasızca herkesi ezmeye çalışıp güya kendisini tatmin etmeye çalışanları asla sevmem. Hele ki kendi gelecekleri, çıkarları, hayatları için kimsenin gözünün yaşına bakmadan onları kapı dışarı edenler, onları hatalara boşluklara itenler var ki onlar bu dünyanın en düzembaz yaratıklarıdır. Bu durum hayatta ki en zavallı insanların halidir, onlar vaziyet böyle olunca her şey güzel olacak, mutlu olacağım, güzel şeylerim olacak diye düşünüyorlar en çok da bu güldürüyor beni.

Sadece kendinizi düşünmeyin dönüp bir etrafınıza bakın o zaman anlarsınız bu hayatta sadece siz olmadığınıza bir başkalarının da olduğuna inanacaksınız. Bu belki bugün zor bir durum olsa gerek, sizin için benim için ama gerçekten kaçılmaz bir gerçek bu, elbet birgün yüzüne bir boksörün attığı yumruk gibi çarpar bu patikalarda. Bu ironik hal ile işte o zaman hayatınızda yaşamadığınız bir pişmanlık yaşarsınız, bir dönüşüm yaşarsınız, hatta daha da ileriye gideyim büyük bir acı yaşarsınız, eğer bugün kendinizi tatmin etmek için birşeyler yapıyorsanız, eğer bugünü geçirmenin derdindeyseniz yani bugünü geçirmek derken yaptığınız yanlışların üstünü örtmekse amacınız, kendi çıkarlarınız vicdanınız için hiçkimse umrunuzda olmayıp kendinizi tatmin etmişseniz, başkalarını kendi çıkarlarınız için kırıp üzüyorsanız, yaptığınız hataları bir başkalarına yüklüyorsanız, en çok da siz yanılacaksınız. Çünkü sakladığınız hiçbir gerçek değişmez sakladığınız küçük bir oyuncağı bile yıllar sonra bulabiliyorsanız bunu çok iyi bilmeniz gerekir. Yıllar yıllar sonra çok mutlu olduğunuzu sandığınız zaman, çok zengin yada iyi bir hayatınızın olduğunu sandığınız zaman hatta çocuklarınızla mutlu olduğunuzu sandığınız zaman dönüp arkanıza baktığınızda kırdığınız, hor gördüğünüz, ittiğiniz herkes bir duvar gibi karşınıza çıkacak onun için kendinizi kandırmanın bir anlamı yok. Hayatınız sizin için önemli olabilir benimde hayatım benim için önemli ama kimse kendi hayatı için hiçkimseyi üzmeye yada onu ezmeye ona vurmaya hakkı yok bu hakkı hiçbir din, hiçbir yasa, hiçbir ahlak kanunu, hiçbir vicdan öne sürmüyor heleki inandığınız dinin gereği olarak o dinin kurallarına uymaya çalışıp güya vicdanınızı tatmin etmeye çalışıp birşeyler yapıp sonra az evvel bahsettiğim şeyleri rahatça yapabiliyorsanız umursamazca yapabiliyorsanız ilk önce kendi dininizi sorgulayın demiyorum kendinizi iyice sorgulayın diye öneririm. Hiçbirimiz bu hayatta masum değiliz bunu bilmemiz çok güzel bir durumdur hele ki bunu bilip farkına varıp ders çıkarmışsak ne mutlu bize ama eğer bunu bilip aksine hareket edip inkar edip saldırgan bir tutum sergiliyorsanız çok aşağılık olduğunuzu bilmenizi isterim, kendim de aynı davranışı yaparsam ben en büyük aşağılık olurum.

Bunlar bizim toplumsal sorunlarımız en çok kendimizde aramalıyız hatayı. Hep beraber güzel bir şekilde sevgi dolu şekilde yaşamak bence en güzel duygudur, en güzel yaşama biçimidir, en güzel gerçektir, en güzel yoldur çünkü sevginin olmadığı yerde merhamet de olmaz saygı da olmaz hiçbir şeyde olmaz. Eğer sevgi varsa insanlarda ve birbirlerini en güzel şekilde misafir ederlerse yüreklerinde, sıkıca tutunurlarsa her türlü olumsuzluğa karşı birbirlerine işte o zaman yenemeyeceğimiz hiçbir şey olmaz ve hiçbir engel olmaz. Sevgi varsa bu hayatta herşey düzelir diye düşünüyorum umarım yanılmıyorumdur umarım artık içimizde ki ön yargıları klişe duyguları en çok da bencilliğimizi bir kenara atıp sevgiye sarılırız diye ümit ediyorum, işte o zaman herşey güzel olacak. 

Hepimizin bildiği gibi bu dünyayı sevgi kurtaracak aksini iddia eden bizden değildir de demiyoruz çünkü eğer bizden değildir dersek onu da kanatlarımızın altına almazsak bir farkımız kalmaz. kazanmak, bencillik, onur ve gurur, kibir bunlar oldukça hiçbir şey güzelleşmeyecek bundan emin olun sevgiyle kalmanız dileğiyle.. 

Doğum Günü Şeysi..

Doğum Günü Şeysi..

Yaşasın bağzı doğum günleri..

Cümleye Ahmet Arif'in bana her okuduğumda bol dereotlu bir doğum gününü anımsatan “(…) Kendine iyi bak. Bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. Bir daha hiçbir cihan bulamaz seni.” Sözleri  İle başlamak istiyorum. Bana bir doğum gününü anımsatıyor bu güzel gökyüzü tadımsı sözler. Belki senin için bir çocuğun bisikletini,  ona ayın suya karışmış halini, onlara çiçek açan ayakkabıyı, sizlere bir sevgilinin gözlerini ( biliriz ki  yürekteki papatyaya gözler en güzel şiirdir ), ötekilere esrarkeş çocukların sol yumruğunu kaldırıp devrim yapmasını anımsatır, benim içinde bir doğum gününü anımsatır yüreklerde manevra yapmış bu sözler. 


Üzerimde sisli, bulutlu hava vardı, ben bundan çok sıkıldım oturup kafamı geleceğin kollarına bırakmak istedim ve Ülkü Tamer misali ' Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen ' formatıyla çok canım sıkılıyor yazalım istersen kıvrımı içerisine girip bu yazıyı ele aldım. 

Bugün doğum günüydü hiç tanımadığım kuramlar ülkesinin. Kuramlar ülkesi eski zaman bilicisi avuçlarıma sığmayan yıldızlardı. Çok güzel bir günde doğmuş olmalıydı ki güzel bir hava vardı içime sığmayan bahar taneleri, gündüzüme sığmayan bir gece, dalından koparılmış taze bir gökyüzü, tuval üzerinde gezen fırçalara taş çıkartan ay ve insanların el ele tutuşup mutluca yaşadıkları birgündü. Bugün doğum günüydü kuramlar ülkesinin, elleri cebinde dolaşıp herşeyden soyup soyutlamıştı kendini. Gözlerinde kan çanağı bir yuva, dizlerinde bir file bağlanmış demir parçacıkları, dilinde zehrini boşaltmış yılan, dudaklarında kimsenin umursamadığı bir adam, yanaklarında servise geç kalmış bir hemşire, saçlarında otobüsün en arka koltuğu beliriyordu. Ben ise saatlerimi kumbaraya atmış bütün hissiyatımla burnumdan içiyordum bu güzel günün mutluluk şarabını ama o ise şaraba bandığı tuzu attığı çorbanın tadının mükemmelliğini kavrayamıyordu aramızda ki fark buydu belki ben şarabı sevdiğim için bana böyleydi çünkü o şarabı sevmezdi. 

Bu güzel günün, çorbayla karın doyurmayı öğrendiğim bugünün ana etkeni kuramlar ülkesinin çatlamış parmaklarının uçlarından öper, doğum gününü kutlarım..

Otomobil..

Otomobil..

suratım düşük yapmıştı
küstah kanalizasyon kapaklarında
dişlerim nal salmıştı
kanalizasyon kapaklarına

içeri girmişti yüreğimiz
sigara kapaklarından
yere düşen izmarit gibi
ya da yaşamın tecellisi gibi

sigara içişimiz gibi
bahaneli tümsekler
dolmuştu
seksek yüreklerimize

oysa frenlemiştik
düş veren mekanizmaları
senin arabanın
şanzıman kollarında.. 

Nal Salmış Kapak Trendi..

Nal Salmış Kapak Trendi..

ellerimle uzattım sana dünyayı
göz kapaklarının yaşattığı adrenalin gibi
belki bir belki iki asır gözlerim arar seni
yaşamaktır aslında senin gibi balı

sonra belki bir öykünün ana teması sen
bir şiirin dünyası ben olurum
aslında dünyaya ipi salmaktır senin içine nal salmak
dünyanın içindeki şiir gibi

dünya düzeninin dayattığı yalnızlığın ana temasıdır
senin üzerine kurulu AT kanunu
belkide bir şiirin ana temasıdır göz kapaklarındaki içine nal saldığımız ay
Yoksa bir şiirin öyküye dayattığı ana temanın dünya kanunu olamaz göz kapaklarındaki tay

yalnız kalsam çok ağlarım
kuyuda dünyayı aramış yaralı yüz gibi
oysa dertlerimizdir yüzüne vurmuş yarası
belkide afrikalı kadının kuyudaki elması..

Plak..

Plak.

içinde siyah gülücükler olan
çok güzel düşler kuruyordum, 
uyuyakalmadan sabahı bekler gibi
mazinin standart sapmalara uğramadan kapımı çaldığı gibi.

bir güzel nostaljik plak sesinin görüntüsü canlandı
saçlarımın en algısı açık köşelerinde,
bunun seninle bir bağlantısı olduğunu sanmıyorum
sanmadığım tüm perspektif yalanların içinden bakamadığım gerçekler gibi.

o nostaljik kıvılcımların içinden
sana sarılıp dayatamadığım tüm düzenin bana yansıtılmış yalanları
bir plak resmi gibi
dağladı gözbebeğimin ince mazisini.

şimdi dönüp arkama baktığımda anlıyorum
nostaljik bir kaostur plak,
durmadan seni  anımsatıyor
ciğerimin kurumuş dallarında..

1 Şubat 2018 Perşembe

Bir Avuç Kusasım Var..

Bir Avuç Kusasım Var..

Kötü bir gün hatta boktan bir sabah, yumurta pişirmek için dünyanın tüm pisliklerini içine topladıkları metal tavayı elime aldım, aldığım gibi indirdim tekrar üzerinde benim kalbimdeki kadar katı olmayan kirli yağın üzerine. Bir avuç kusasım var ama biliyorum ki kussam en az 100 kilo kusarım o derece bir pislik dolanıyor içerde, içerde demişken benim içimde. Onca pislik kusamadığımdan ve kendimle yüzleşemediğimden birikti içimde biliyorum bunu. Siz, siz olun her gün kusun hemde her gün. Aslında dün gece ki olay pislikleri kusmak istememe sebep oldu diye düşünüyorum. Ben hep pislik şeyler düşünürüm ama bugün gayet realist kuş bakışı sergiliyorum, şaşırdım mı desen şaşırdım. Dün geceye tekrar gitmek istemiyorum çünkü ilk kez pislikleri dışarı atma isteği içime doğdu ama gitmeliyim sanırım en azından bugünlük zaten yarın gider iki vakit cemaate görünür sonra da tesbihimi elime alır selam selam dolaşırım. Sıkıntı yok yani hayat bundan ibaret, aslında benim içinde boğulduğum hayat. Masanın karşısında bir hakimi canlandıran koltuğa yayılıp olanları düşünmeye başladım. Dün gece uzun zamandır sevgilisiyle bizim mahallenin parkında buluşup öpüşen Tuncay öldü ve gece rüyamdan hiç çıkmadı. Kalkıp namaz kıldım, dualar ettim gecenin hiç ama hiç uyanmadığım vaktinde ama kâr etmedi. İki eli yakama yapışık şekilde beni de götürüyordu o çukura ama ben ölmek istemiyorum, istemiyorum laaaaaaannn. Sonra uyandım, çok kötü bir geceden sonra uyandım. Kimseye kısmet olmayan böyle bir şey bana kısmet olmuştu. İşte kusmak istememin sebebi burda yatıyor şu an Tuncay'ın mezarında yattığı gibi. Tuncay benim yüzümden mi öldü acaba ? Bilemiyorum bu sorunun yanıtını, aslında biliyorum. Öldürüldü Tuncay, hemde o parkta benim sürekli kahvede ispiyonladığım parkta. Yazık oldu be! Ne yazık olacak be pezevenk fingirdeşmeyi iyi bilirdi, biraz gidip yansın da anlasın bizi. Halbuki bende öyle güzel bir kadınla sevgili olup öpüşmek isterdim ve her gece o parkta sabaha kadar onu arzu etmek istedim ama ben kalkıp onu kötüledim, ispiyonladım, ayıptır, günahtır diyip mahallemize yakışmaz dedim o namussuzun yaptığını. Çok realistim değil mi ? İçimde var olan duyguyu sapkın davranışımdan ötürü kapamak istedim. Aslında ben her gece onun düzgün bacaklı, geniş kalçalı, esmer yüzlü, kumral saçlı, dik göğüslü, yarı çıplak giyimli sevgilisini hayal eder o(t)sbirmasyon moduna geçerim, ilahi adalet işte ne diyelim. O pezevenk ise her gece pompa, la pompa, il pompino, le pompier vaziyetlerinden hiçbir dilde geri kalmıyordu hemde birçok fantezisiyle gece rüyalarımda çılgın danslar ederdi o çekici karıyla beraber. Tuncay öldürüldü, sebebi vicdan muhasebesinde ben olabilme ihtimalim var ama biz namuslu insanlarız ve izin vermeyiz böyle namussuzluklara mahallemizde ki zaten o namus düşmanı hak ediyordu ölümü. Vicdanım da rahat zaten yarın gider yine devam ederim aynı şekilde selam veririm, tesbihimi sallar, camiye giderim sonra da çıkar kahveye gider mahallenin namus bekçiliğini yaparım. Bu gün size kâr kalsın..