28 Haziran 2016 Salı

MİLENA’YA FOTOĞRAFLAR

FOTOĞRAFIN ÖYKÜSÜ


 MİLENA’YA FOTOĞRAFLAR
2016 yılının mart ayıydı. İkindi vakti uyanmıştım. Kahvaltı yaptım, canım sıkkındı ve birazda kapkara gölgelerle sarılı uykum vardı. Aslında uykuya doymazdım sorun buydu. Rutubet düşünceler gibi canım sıkkındı, tıpkı siyah beyaz fotoğraflardaki sebepsiz bakışlar gibi. Bizim buralarda canı burnunda olanlar sahile atar kendini rutubetten kaçıp nefes alabilmek için ben de bu yola başvurdum. Anlamını yitirmiş fotoğraflar gibi dolabımda bekleyen makinamı da yanıma aldım belki daha iyi nefes alırım diye, küçükken ebeveynlerimizin kullandığı Vicks gibi. O ansızlıktan kendimi insanların nefesi olan sahilde buldum. Kitabımı unutmuştum ama sıcak çay bulamayacağım için bize çay niyetine sattıkları soğuk şekerli sulardan almıştım. Bir köşede oturup soluklanayım dedim o arada şekerli suyumu şizofren nefretler içinde yudumlayıp müzik dinlemeye karar verdim bir an kararan soğuk meziyetli yaprakları canlandırmak istedim kafamdaki muamma travmalarda. Bir an bahar yapraklarının yeşermiş tonuna motive ediyordu beni, hafiften çalan evcil bağnazlığın ruhuma işlemiş melodisi. Bir ara gözlüğümü çıkarıp etrafa bakındım yakınımda güneş ışığının en renkli tonu gibi bir şey çarptı. Ayağa kalkıp ona yöneldim bir kitaptı güneş ışının en renkli tonu, aslında ilk baktığımda anlamalıydım bunun kitap olduğunu başka ne aydınlatırdı ki insanın kafasında ki birlerce tonu. Otobüsün arka koltuğunda unutulmuş bir çocuğu andırdı bir an bu kitap. Elime alıp incelemeye başladım. Franz Kafka’dan Milena’ ya mektuplar şeysiydi. Aslında uzun zamandır okumak istiyordum bir an gülümseyip kitabı açtım açtığım sayfada aynen şunlar yazıyordu; “ anlaşılmaz bir insansınız Milena’ ya! Derdiniz bin parça başkalarını, beni düşünüyorsunuz. Uykusuzluk çektiğim için üzülüyorsunuz.” Uykusuz ve canı sıkkın birinin bu sayfaya, bu söze rastlaması alelade bir şey değildi. Çok şaşırdım sessizlik denen kadavraya rastlar gibi. O an düşündüm acaba benim içinde kimse üzülüyor mu diye güneşe karşı pişkince sırıtır şekilde, sonra yok ya dedim en pişkine pişkince sırıtmak kadar saçma geldi birinin benim tek bayraklı uykusuzluğuma üzülmesi. Sonra bu savsak sorular kavşağında kitabı aynı şekilde yerine koydum ve bu anı, amansız tesadüfü, tesadüf ötesi bol paçalı kumaş pantolonu ve kafamdaki o çılgın soysuz soruyu ölümsüzleştirmek için fotoğrafını çekmeye karar verdim. Deklanşörü göğsüme sonuna kadar basıp fotoğrafı çektim sonra da bizim sahilin en güzel yanı olan mutlu mutsuz herkesin bir arada olduğu kalabalığa karıştım.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder