5 Kasım 2018 Pazartesi

O An..

O An..

Yalnızdı. Üzerinde mor renginde bir palto, cebinde ise amcasından kalma pahalı ve lüks bir tabaka. Tabakanın içinde genzi yavaşça yakan veyahut insanın ağzına attığı naneli şekerler gibi birden acısını hissettiren tütün. Yalnızdı ama birtakım şeylere inanır ahlaksızca yaşardı. Ahlak onun için sıradan ve tüm yalanların sığınıldığı bir klişeydi ama olsun o ahlaksız bir yalnızdı en azından kendine ve bedenine zarar veren bir ahlaksızdı. Ahlaklılar gibi herkese zarar vermezdi, ahlaktan da korkardı. Gitti ve Yavuz Çetin'in isyanı gibi tüm güzelliği içinde bir gül kurusu gibi barındıran ve insanın bakınca aşkın yüzü yeryüzünün tüm bitki örtülerini saracağı anı andıran mavimsi gökyüzünün en soğuk en sıcak en uzun en kısa en güzel en sarmaş yerinde oturmaya başladı. İsyanı yer ile gök arasında bir virtüöz gibi güneşin battığı anda kendini baş gösteren noktaya baktı, baktı ve yolu hissetti. Çünkü yol herşeydi, herkesin birgün gideceği, ulaşacağı, Satürn'ün fısıldadığı andı. Ve o an o isyan tıpkı Yavuz Çetin'in dediği gibi " benden bir ruhsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir hissiz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir uyumsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden sizden biri yaratmayı
nasıl başardınız
yaşamak istemem artık aranızda " diyecek kadar sert, " belki de terslik bende
yapamadım bu düzende
kaçacak delik arar oldum
sürüngenler şehrinde " diyecek kadar nahifti işte o an yalnızdı biraz isyan dolu biraz başkaldırı biraz ise nahiflik vardı ama benim aşkta olduğum kadar da naifti. O an gökyüzü anarşistlerinin yeryüzü derebeyliklerine karşı bir zaferiydi tıpkı İhsan Yüce'nin yazdığı senaryolarda ki ağalık düzenine, derebeylik sömürüsüne karşı inceliklerle dolu mizahı gibi. Soğuktu o an birazda sıcaktı, yol gibi bitmez ve uzundu. Güzeldi, koleksiyoncular olur ya tıpkı sahafçılar gibi ikinci el saat alıp satan saatçiler, eline aldığı saatleri saatlerce inceler, hikayesini düşünür ve kendi kafasında mükemmel kurgular yaparlar ya işte o kadar masum ve o kadar yaratıcıydı; gökyüzünün aşk ile yeryüzüne güneş ışıklarının loş ışıkları altında inmesi. Bir adam da en çok masum olduğu anda vurulabilir. Masumiyet ise bir müze değildir tabikide bir kere gitti mi birdaha da gelmez. Elini yırtık sol cebine doğru götürüp yaslandı. Ve hikaye de olduğu gibi bir kadın geldi oturdu bu yalnız adamın yanına. Hayatı boyunca hiç Bukowskinin delilik öykülerini okumamış, hiç Arkadaş Zekai'nin göğü kucaklayıp sana getirdim kokla açılırsın dizesini okumamış bir kadındı. Yalnızdı elinde kukladan yapılmış bir gül kaplı çikolata vardı. Hiç yemedi sadece baktı. Oturdu kadın her hikayede olduğu gibi. Baktı ve o an kendi isyanını tüm kadınlar gibi sessizce kullandı o hak sessizce verilmişti ona. Adam baktı ve hiç konuşmadı. En masum olduğu andı bu, ahlaksız ve yalnız adamın. O ana kadar hayatın bir insandan ibaret olmadığını ve ait olmanın sadece yer kürede var olan şeylerden ibaret olduğunu düşünüyordu. Masum olduğu anda ona ait olduğunu hissetmişti ya da en azından o an için bunu ağlamıştı.  O kadının ortama kattığı zerafetle tütününü gayet kibarca sarmaya başladı. Sustu kadın ve baktı o an, adam naif ve masum bir şekilde baktı sessizce. Yaktığı tütününün ilk yudumunu kötü bir anda gelen güzel bir haberin tadıyla içine çekti. Dumanı yavaşça bıraktığında küçükken anneler tarafından fırlatılan terlik telkiniyle başını eğdi. O an gökyüzünün bir parçası yere düşse o sessizliğin içinde kaybolurdu ve yalnızlaşırdı. Yalnızdı o an. Ve yine o an gökten bir haber gelse yere düşmeye onlara gitmeye meyletse rüzgarın etkisiyle kaybolurdu, çaresizdi o an ve bir o kadar masum. Güneş ışınları dik açıyla dünyada bir yere uğramak isteseydi eğer işte o an Satürn'ün yazgısıyla sadece kadının gözlerine değerdi teğet geçmeden. İşte o an dünyanın bütün ressamları toplansa kadının gözlerini çizemezdi, dünyaya sade bir şekilde bakamadığı lensli gözlerini.  Bir bakıma içinde metafizikler barındıran duvarları yıkan bir andı bu, yol gibi. Kadın yola baktı hepimizin birgün bakacağı ve tadacağı yola. Yol uzundu, bitmezdi. Adam ise masumdu, yalnızdı. Gerçekten o an böyleydi, Satürn kadar büyük, yol kadar uzun, kadın kadar güzel, adam kadar yalnızdı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder