13 Kasım 2018 Salı

Dengbéj Şakiro Anısına..

Dengbéj Şakiro Anısına..

Zamanın güzel kelamları tıpkı güzel şeyler gibi değişiyor, yerini başka şeylere bırakıyor. Bundandır ki geçmişe hep bir özlem duyarız.

Şakir Deniz yani halk diliyle Dengbej Şakiro, yılların verdiği yorgunluk, geçmişte yaşadığı o mükemmel seyleri özlüyordu hep. Minder de uzanıyordu hasta bir şekilde ama minder üzerinde oturduğu dostlarının, birbirlerinin kelamında zevk alan insanların olduğu eski günleri ılık bir tas su ile özlemeye çalışıyordu. Hafızasını zorluyor o günleri hatırladıkça mutlu oluyordu. O dengbejlerin şahıydı, dengbej söyleyendi. Hiçbir zaman susmadı bugüne kadar. Bugünde susmayıp acılarını, onlara yapılan baskıyı, aşklarını, kan davalarını, savaşlarını, hasretlerini, onlara yapılan zulmü hiç durmadan anlatan Dengbej Şakiro halkına kırgındı. Çünkü yazısı yasaklanan bir dilin sözcüsüydü. Dengbej hafızaydı, o günler baskılardan ötürü yazının sözlü anlatım kadar etkili olmadığı günlerdi ve bundan ötürü Dengbejler o zamanın bir nevi hafızasıydı. Yaşanan şeyleri müziksiz bir şekilde, dostların toplandığı bir yerde hiç susmadan haykırırlardı. O sözlere kilam denilirdi yani kelam. İşte o kilamlar bugüne ışık tutan birer mücizelerdi. Uzandığı yerden hafifçe başını kaldırıp bir tas suyu söylediği kilamlar gibi kusursuz bir şekilde içti. Kafasını tekrar yastığa koyduğunda Erzurum Karayazı aklına geldi. Yani kendisiyle özdeşleşen yer. O yıllar Dengbejler toplanır aralarında kilamlar söylerdi. Samimiyet vardı minderler üzerinde şimdi ise üzerinde oturduğu minderde hüzün vardı, hasret vardı, eksik dostlar, halkı tarafından unutulan bir Dengbej vardı. Hafifçe ağlamaya başladı, yıllarca şehir şehir gezip ev ev dolaşıp söylediği kilamlar aklına geldi belki de kaç zaman evvel evine gelen muhabire söylediği ' Kürtlere kırgınım. Kürtler değerlerine, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Türklere bir bakın Bir Aşık Veysel’leri vardı, ona sahip çıkıldı. Bütün dünyaya onu tanıttılar. Bir Reşo’muz vardı. Hepimizin ustası. Aç öldü.. Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?’ ve bu cümlelerde geçen hocası Reşoye Gopala'yı özlemişti. Arkasında mükemmel bir külliyat, mükemmel eserler bıraktı ama kırgındı. Yıllarca gezdiği, kilamlar söylediği yerlerde hep hikayelerden beslenmişti. Tıpkı benim de bunları yazarken onun hikayesinden esinlendiğim gibi. Sesinin teni, gırtlağı, nağmeleri hepsi kusursuz olan bu büyük üstat Dengbej Şakiro Evdalé Zeyniké ile beraber en iyi Dengbej olarak bellenmiştir ama ne yazık ki kıymeti henüz bile anlaşılmamıştır. Yıllar evvel küçük odalarda dost meclisi önünde, önündeki ikramlarla, elini kulağına götürüp heyecanlı bir şekilde söylediği kilamlarında anlattığı hüzünlü hikayeleri kilamlarının hikayesi 1996 da İzmir'de yoksul ve hüzünlü bir şekilde bitmiştir. Vefat ettiğinde İzmir Çamlıkule Mezarlığı’na gömmüşler, başucundaki taşa da “Dengbéj Şakiro” diye yazmışlar.  Kendisinin de dediği gibi bu adamlara sahip çıkılmamıştır. Arkasında muhteşem eserler bırakan üstat her bir eserinde Dostoyevski hikayeleri etkisi bırakmıştır. Bugünlerde bıraktığı bu eserleri dinlediğimde onun ne kadar mükemmel bir sanatçı olduğunu daha iyi anlıyor ve bir kültürü nasıl ayakta tutup bizlere kadar gelmesini sağladığını anladım. Dengbej Şakiro bence hiçbir zaman zaman susmayacaktır..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder