4 Ocak 2018 Perşembe

Transseksüel Morg Sakinleri..

Transseksüel Morg Sakinleri..

gün çok erken aydı bugün
sinirleri saran gecenin iltihaplanmış şakayıklarından aydı gün
ben siyah vals gecesinin
aynı morgda iç ahengi bozan sendromum
içinde binlerce ölünün seviştiği morg
yatağımın en destansı eros masallarının öykücüsü

kanın kaldırma kuvvetinin en ince detayını
insan vücudunda ki volkanik patlamalara uydurmuş şaibeli bir uğultu
gece tabutların ağır yanlarından turuncu dumanlar çıkarıyor
aynı morgda sevistiğimiz ölüler kemikten kadeh kaldırıyor
beni terk eden tüm ölüler cennete uğurlanıyor
terk etmeyen ölüler etimin altındaki tanrıyı arıyor
kutsal sorgular şaibeli birer arayış içinde
ağzımdan sarkıp aşağı düşen aşka muhtaç

zarafet sınırında birer aile kurmaya çalışan ölüler
gecenin makasla kesilmiş yanında çilekli pasta kokuyor
günün ayan en güzel yanı bize davet çıkarıyor
yaşanılan o şey o araf o hayal belirsiz bir sabah uykusu
gündüz herkeste böyle erken sönen
gece ölülerin heveslerinin üşüdüğü belirsizlikle beslenen bir acı kahve

gece neden hırpalar ki gündüzü
sen neden hırpalarsın ki beni
gece zaman akreple yelkovanın piç çocuğu
saatim yataktan düşmüş
resmin gecenin ölü doğan çocuğunun midesinde
henüz tenleri tütmemiş hüzünlü vaşaklar da şahit

cezasıyla üstümüzde kalacak gece
gözleri nar güzel
yorgun ihtiyarlar kırılgan ve de sıkılgan
ne dinlesek biraz şarapnel parçası
özledim dünyada nesli tükenen gözleri
bir de dünya gözüyle deniz titremeleri
vaktiyle haliyle cezasıyla hep üzerimize sinecek gece
bir başka kokunun benim ölü bedenime sindiği gibi..

Masa..

Masa..


Ucuz marka bir klimanın etkisi olsa gerek kötü bir sıcak esiyordu inceden. İnce şeyler vardı masada ama anlaşılmaz bir derinlikteydi. O gözlerini dikmiş izliyordu sadece. İzlemek bazen soğuk bir odanın kalitesiz sıcaklığını resmediyordu.  Adam ise çok yalnızdı, sıcak meteorlarla dolmuş odayı en ince ayrıntısına kadar seziyordu. Şarabı kadına doğru jest yaparcasına kaldırdı, kadın bunu hiç anlamadı. Anlamak istemedi aslında halbuki o anın içinde birçok çiğnenmemiş duygular kalıba sokulmuştu. Anlamak, sadece söylenen sözden çıkarmak istediğin anlam değildi. Anlamak aynı zamanda var olan sürenin içinde tüm anlamıyla var olmaktı, var olan zamanın ta kendisiydi. Kadın hiçbir zaman anlamayacaktı birşeyleri belki sonra anlayacaktı evet anlayacaktı sanırım, en kötüsü de bu ya sonradan anlamak. Hiçbir zaman o anın verdiği özgür bir başkaldırı olmayacaktı sanırım. Önlerinde ki şarap ezilmiş kadınların ezip şarap haline getirdiği üzümden var olmuştu tıpkı adamın ezilmiş ruhunun inşasını sağlayan kadından meydana geldiği gibi. Ruh ve beden bir bütünlük içinde var olduğu gibi adam da kadının bütünlüğünden somut bir var olmak savaşı veriyordu. Kaldırdığı şarabı yavaşça ağzına doğru götürdü, götürürken bardağın gözüyle temas sağlamasını istedi, başta çok düşündürücü bir durumdu bu sonrasında soğuk sıcak esen rüzgarlar bunu tam anlamıyla ifade ediyordu. O an kadını sezmek istedi, sezmekten kasıt en ince ayrıntısına kadar izlemek istedi, yüzünde oluşacak mutluluk hatlarını, şiirle karışık gözlerini, bir masum gülüşü içinde çilekler barındıran gülüşü ama nedense kaldırdığı bardağın arkasına saklamak istedi bunu. Ordan izlemek istedi, ordan yorulmak, ordan kavisli bir şekilde izlemek istedi. Kaybedecek birşey yoktu onun için belki ama böyle saklanmaya o da bir anlam verememişti. Yudumlamak içgüdüsünü sonuna kadar kullanarak 'sen' dedi. Aslında hep susacaktı çünkü hep susmuştu. İlk kez konuşmak istediği anlatmak istediği şeylerin var olduğunu anladı, belki de en çok bunun için susmak istedi. O an kadın herşeyden habersiz bir kelime söylemek istedi, adam yavaşça elleriyle sus dedi. O an kendisiyle tüm iç savaşını vermek istedi, kendisiyle savaşmak istedi, kendisini yenmek istedi ama yenemedi ve hiçbir zamanda yenemeyecekti. 
Dünyanın en cesur insanı olsalar da o masa dünyanın en korkak masasıydı.
Sonra yıldızlar hiç konuşmamak üzere toplandılar onların üzerine, 
kadın sustu, adam sustu.
Şiirler en can alıcı noktayı kustular, çiçekler açmadı zaten, çocuklar gülmedi bir daha ve o an dünya güneşin etrafında binlerce yıl dönmek istedi, adam kadını seyretti, kadın ise o anı..

30 Aralık 2017 Cumartesi

Kendimi Tanıdım..

Kendimi Tanıdım..

seni gördüm bilmem kaç yüz kilometre yürüdüm
asfalt yollar stabilize duygular barındırıyor
seni sana bir gül özlemi ile sarıyor
seni tanıdım bilmem kaç bin çiçek göğsümde tek tek açtı
sonbahar mevsimleri tanıdı
gök seni ihtilale çağırdı
ben iltica edecek yıldızlar aradım
seni tanıdım şarkılar gökyüzünü sardı
ben bilmem kaç kilo aldım
geçtiğin her yerden bir nefes soldum
ayak izine denk geldi ayak izim
saçını taradı nefesim
seni tanıdım güneşler bizim balkondan açmaya başladı
tüm kuşlar göğüs kafesime konup türküler tutturdu
seni tanıdım kitaplar anlam buldu
ben naftalin dolu battaniyelerle uyudum
seni tanıdım her gün göğüs kafesim bir milim aşağıya kaydı
seni tanıdım ölümün vakti
bir saatin pusulasında sıkışıp kaldı
takvimler aynı günü bastırıp
duvarlara afişlendi
seni tanıdım
sokaklar rengarenk kokmaya başladı
kış bile beni çok sevdi
gök sağanak yağışlarla duyguları bana kazıdı
seni tanıdım gözlerim ışıldadı
tıp ki siyah bir kedinin soğuk savaş mağduru karların içinde pırıldaması gibi
seni tanıdım ve o gün kendimi tanıdım..

8 Aralık 2017 Cuma

Maningrad'a Mektuplar 3

Sevgili Maningrad'a..

Merhaba Maningrad, senin sesini göğsüme bir matkapla bastırmış uyuyorum her gece ne senin bundan haberin var ne de benim senden..

Kötü bir gece yine hep iyi olacak değil ya zaten Maningrad. Çiçekler açtığı gibi birde koparılır, solar ve hiç ummadığı bir anda kırılır. Küçükken çiçeklerle oynardık hep ben çiçek olurdum annem çiçeği koparan şahıs, bana birşeyler anlatmaya çalışırdı ama ben anlamazdım çok çocuktum çünkü. Keşke hep öyle kalsaydım ama zamanla büyüdüğümü farkettim yada beni büyüten şeyler yaşadım annemin neler anlattığını şimdi çok daha iyi anlıyorum, bana taaa ben daha çiçekleri öptüğüm bağrıma bastığım gün anlatmış kırmayı, kırılmayı. Ben şiir çok severim bağzı insanları şiire benzetirim hani hem hüzün verir hem mutlu ederler ya aynen de ondan işte sende hiç okunmamış bir şiirsin ama ben her gece okumadan uyumuyorum seni. Neyse konuya döneyim çünkü şimdi bir Yeşilçam filmi açıp doğasıyla ağlayacağım yada bir Neşet Ertaş türküsü çünkü annem bana bunu öğretmişti ağladığında ferahlayacağımı ve çiçeği kırmayacağımı, koparmayacağımı bende hep öyle yaparım eksiksiz yada menşesiz.

Neyse Maningrad ben sana kıyamayacağım yine kendime kıyacağım bilirsin ben hep kendime kıyarım. Bazen saç uçlarını öper koklarim bazen ise avuç içlerini bana sen öğretmiştin bir kadına koparılmamış çiçek vermeyi aslında annem öğretmişti koparmamayı, sen ise bir aracı. Aradan yıllar geçti halen bekliyor bir şekilde kırgınım kendime, evet kendime kırgınım doğasıya sevdiğim sen gitmiştin belki bir başkasına belki sadece kendine çünkü sen en çok herkesi kendin gibi bilirsin. Unutma kalpler kırılır hemde çok kolay bedenler de ama bir daha toplanılır mı bu çok zor. Annem demişken birgün çiçek koparmıştı elime vermişti, bu çiçeğe iyi bak demişti. O günden sonra hayatımda ne değişti biliyor musun Maningrad en basitinden seni kırmak yerine kendimi kırıyorum anneme onun içindir ki çok kızıyorum çünkü başkası için kendimi kırdığım için herşeyi kaybediyorum seni bile kaybettim bu yüzden. Başka bir diyardasın şimdi bunu çok iyi ağladım bugün çünkü insan kırılınca uyanır uykudan. Oysa ben hep uyurken sen oluyorum kıyamıyorum senin karşında ki aynaya bakmaya, hep istemişimdir keşke o aynadan evvel sana ulaşmayı ama o aynadan ilk sen kendini görürsün. Ben kendimi hiç göremedim aynada çünkü her baktığımda seni görüyorum. Keşke biraz vaktin olsa da oturup bu mektupta ki en ince detayları düşünmeye ama yok biliyorum. Sen bir şiirin en ince ayrıntısının ne mutlu bunu farkedenlere. Sana uzun süre yazmayacağım Maningrad kendine iyi davran tıpkı benim sana davrandığım gibi ama aman bana davrandığın gibi davranma kendine, hani cam düşer yere paramparça olur ya öyle birşeye dönüşür kalırsın.

Kendine iyi bak Maningrad, unutma çiçekler açar birgün yada gülüşlerinde şiirler işte o gün yine seni bekliyor olacağım hemde daha çok şiir okuyacağım o güne kadar.

Çiçeklere kıyamayan ve sana bir tutam şiir olan Moderado..

Zamansız Hayaller..

Zamansız Hayaller..

Bağzı hayaller vardır içimizdeki şeytana taş çıkartan belkide son bir cehennem meleğidir yukarıdan aşağıya bi kova su gibi boşaltılan.

Bir limandan yukarı sarkıttım ciğerimde biriken tüm balonları, umut dağıtması için. Tüm ipsiz bucaksız mahalle aralarına, pamuk şeker yiyen çocuklara yada sokak başlarında ayakkabı boyatan koca yürekli dayılarımıza ulaşamadı o balon. Belkide ulaşmamak için yola koyulmuştu ama biz yine de koskoca umutlarımızı vuvuzela deliğinden sığdırdık o patlayası balona.

Balon havalanıp havalanıp patlayıp umut dağıtacaktı tüm bizim gibi hayalperest vücutlara lakin balon havalanıp havalanıp kayboldu hepimizin nefes dolusu gökyüzünde işte o zaman hayallerimiz umutsuz vakalarla doldu. Yeşil reçetesi elinde kaldı birçok hastanın yada pratisyen bir hekim tarafından yazılan ince uçlu ilaçlarımız kaldı elimizde belkide onlarla daha da mutlu olacaktık kısa bir süreliğine ama ne yazık ki gökyüzünde ki kuşlar izin vermedi buna balonlarımızı umuda koşan kollarından tutup kaçırıverdi. İşte biz o an düşündük kuşları plastik cetvellerle yaptığımız sapanlarla vurmaya..

6 Aralık 2017 Çarşamba

Afrikalı Kadınlar Dahil..

Afrikalı Kadınlar Dahil..

sesini duyduğum bir naz bahçesinde
sesine boğulmak istedim
olmayan bir gölün suyun sancısını yaşayarak
kamerunlu kadın dahil

gözlerini avucumun sol kenarına bıraksalar
sol yanım şarkılara konu olur
içine kapak çalan avuç
bir hayatın adrenalini taşır
aç uyuyan cocuklar gibi
mozambikli kadın dahil

sen şiire konu olmuş olmamış
herkes değilsin
hiç kimse de
hiç kimsesiz ayrım gören insanlar gibi
kenyalı kadın dahil

körpe kuş yuvalarının sesi çanak tutmuş
benim kirli paslı gövdeme
sen bana gök üstü kavimler yaratmışsın
en iç açıcı noktalarımdan
açlık yoksulluk bedenlerini sardığı
yürekler gibi
senagalli kadın dahil

avuç içinden çıkmış bir şarkı
gayet rasyoneldir
tüm sokak arası kebapçılar gibi
ama yoksul kentler irrasyoneldir
malili kadınlar dahil

gözlerin tüm fizik kurallarını
bir kaba sokup
beni dansa kaldırıyor
kabile savaşlarına mağdur
dansın devrimcileri gibi
angolalı kadın dahil

gülüşün bir semboldür
bir devrim
bir manifesto
bir şiir
en çok da şiirdir
ve birçok şey
zeki müren bestesi
orhan veli şiiri
bir ezgi
ve birçok güzel renk
burkina fasolu kadın dahil

dişlerin bir elmas
belki sömürülmemiş
belki bir destan
ama her daim bir savaş
gineli kadınlar dahil

şimdi göğe bak sevgilim
güneşi topla
aya haber sal
ince fikirleri öp
tohumları ek
biliyorum yeşerecek bu dünya
senin gülüşün için
senin gözlerin için
afrikalı  kadınlar da dahil..




5 Aralık 2017 Salı

Şiir..

Şiir..

ben yalnız ve agnostik bir adamım
geceyi ve şiirleri çok severim
şiir yazmayı bilmem
kadınlara hiç yazamam
güneşe yıldızlara şarkılar yazarım
karanlık bir adamım
karanlığı sever gömülmeyi bilirim
künefeyi de çok severim
güneşin bana hikaye okumasını ağlar
şiire boyun eğerim
şiir tüm tanrıların sığındığı limandır
uçsuz bucaksız bir tepenin de
aşık olmayı bilemem
bilmedim de
korkak bir duvara yazı yazılmaz
bunu en iyi kral bilir
marx kral
ezilmiş tüm halklar şiire sığınır
ben sığınmayı bilmem
şiir savaşır
filistinli anne çiçek tohumları eker
şiirin arka bahçesinde
afrika da kadın şiirden yaratılır
dişleri gibi parlak ve de güzel
petrol kuyularının da allah belasını verir birgün
aforizma dolusu kusan ben gibi
çiçekler annemin şeftali bahçesinde filizlenir
tüm cinayete kurban kadınlar ve de çocuklar için
kardelenler de açar birgün madenciler gibi
kediler üşümez süt içer
köpekler bana sarılır şiirin en odak noktasında
atlar içeri tıkılmaz
nazi rüzgarları şiire dayanamadı
baskıyı ve seni reddeder şiir
fransız ihtilâli beni de sardı
sovyetler de yıkıldı zaten
gök şiiri bir kucak dolusu öptü
babalar çok şiirden ölür
yeşilçamında çamına şiir konar hep
yeşilçam demişken
ben yalnızken çok ağlarım
yeşilçam beni duygudaşlık sendromuna
bağışladı
annem olmasa daha çok ağlarım
şiirler hep ağlar ya zaten..