"Birgün seni gördüm
Sonra ki gün yine gördüm
Ondan sonra hep gördüm" der şair.
Evet tam olarakta o noktadan sıyrılan bi anekdot. Birgün bi dilek tuttum tüm karmaşanın, kargaşanın, umutsuzluğun içinde. Sartre olsa belki dayanır ama Bukowski dayanmaz küfreder. Birgün bir şiir yazdım sonunu hiç ummadan, karamsar bi çuvalda sakladım. Güya saatleri yelkovana yapıştırıp izledim, göğü kucaklayıp ona getirdim ama hep kaburgamın altına sakladım ta ki o ana kadar bir buruklukla. Meğer kelebek sadece birgün uçmazmış isterse her gün uçarmış, yol ise hiç bitmezmiş bu da aşkın bir avuç kafeininde varmış. Pink Floyd duvarları aşar, aşkın özünü aşılarmış aslında The Wall derken, hiç göz önünden gitmeyen sarılmaların bile tedavülden kalktığı bir umut yaprağını sığdırırmış benim güneş görmeyen kaburgalarıma, oysa ben siyah bir bulutun içinde sanarmışım yağmuru ama güneş hep en güzel yerden sararmış bedenimi hiç ummadığım bir anda hiç ummadığım bir masada. Bu anekdot ise içinde bir sürü kırgınlık, kızgınlık, akabinden gelen büyük pişmanlık, saatlerce süren bir an bekleyişi, dünyanın bile içine sığdırılamayacağı miyop bir çift göz, Beatles besteleri kadar güzel bir gülüş, herşeye rağmen sürecek bir hikaye olan aslında kocaman bir öykünün kısa bir notuymuş biraz korkak biraz da cesur bana..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder