13 Şubat 2018 Salı

sığ denizlerde boğulan cesetler

sığ denizlerde boğulan cesetler


tanrıya kırmızı şeyler borçluyum 
korkunç ölülerin kanları akıyor geceden 
ve senin gözlerin 
sarı bir magmadan çağırıyor tüm ölüleri provaya 
oysa benim vaktim yok 
kendimi kırık bir anekdotla aldatmaya 

senin nazarında deliliğin acıyan tarafları 
hiç de tahammülüm yok yollanmaya
aşina etmekteyim kendimi 
bunaltının boş kovanına 
yüksek zen'e 
ve gözlerinden akan lavlara 

biliyorum içimde çok seyircili mitingler olmayacak  
senin
lavları alıp peşinden gittiğin 
cesetler  boğuyor
sığ denizlerde
çıkarılıyor benim siyah şiş cesedim
biz iki pınarın aktığı birikinti bile olamayız 
diyesin diye 


12 Şubat 2018 Pazartesi

Stent-üp..

Stent-üp..

sen kalbime takılan stentsin
doktor faili meçhul bir melek
tanrı melekleri sever
melekler ne yapacağını iyi bilir
yanlış iş yapmaz
nesli kondomlarla tükenen düşüncelere dalarsak haklı
biraz da suçlu

iki kişilik bir sofranın stenti eksik kalan yanı
hep bir arayıştır

tanrı herşeyi inceden düşünür
ameliyat mağduru melek ise kibar
oysa tanrı öğretmiş olmalı
iki kalbe tek stent takılmaz..

Ölüler Cinayet Masasında Delirir..

Ölüler Cinayet Masasında Delirir..

takvimler ölü yaprağını delirtir anın
anlar bana baki vücudumun miğferi
bakışınla deliren gün
bir otogarın kırılmış velvelesi
gözlerinin içinde binlerce denklem kırgın
bana kalsa bozgun
çıplak acılarla bedenimi topluyorlar
dünya savaşları mağduru bir çıplaklık
dağılan mutlulukla kırılmış bir yazının intikalinde
katil aranmıyor
katil aklanıyor
cinayetimin masasında
aklım kanasın bari öyle kapansın ıhlamur yaraları
görgü tanıkları bitlerim
yalnızlığım benim tahterevallimin paslanmış suratı
tanrının da aklı kanıyor
ve kan yağıyor üzerimize
sen de kana kendini
ben sana tarafım
plastik göğsümde kanıyorsun sevgilim
kirli kanı temizleyen yoktur
ölüyorsun işte sevgilim
kana kendini..

11 Şubat 2018 Pazar

Ben Şair Değilim..

Ben Şair Değilim..

biliyorum
sana varabileceğim tüm yollar küresel tehlikede
sen güvertemin denizisin
tüm güverteler denize çıkar

biliyorum
ama saçaklar kalbinden sarkan buzlarla dolu
sana gelsem kafam yarılır
içinden kaçıverirsin

git-me sözcüğünün arasında kalmış bir tamamlanmamış cümleyim
sana gitme demeyecek kadar modern bir filozofum
ama gitme
ben filozof falan da değilim

sen birinci dünya savaşının günümüzde devam eden etnik bir sorunusun
sınırların cetvellerle nişanlanmış
şık dursun diye orta parmağında sana gelebileceğim bir halat var

mandan ve himayenim senin
aramızdaki kapitülasyonlar da kaldırılmadı zaten
ama git lütfen
ya da gitme
yoksa düzenli olarak sana gelirim atlarımın sırtında
buz düşer kırılır kafaları
bir sen daha çıkarsın
katlanamam
yazdıklarımı da üzerine alınma
ben şair değilim
interneti bol bir manyağım..


4 Şubat 2018 Pazar

Bahar Barut Tütüyor Dizinde..

Bahar Barut Tütüyor Dizinde..

ah canım
gözlerin barut tütüyor
sol yanımın içinde açmış ceviz ağaçlarının dibinde
yaslanmış tüm gözü yaşlı atlar
toplanmış başımda
bir bir taylarının başını okşuyor

ah canım keşke barut tütsen başıma
seni de alıp gitsem
akvaryum dolu baharlara

ah canım korkma ben varım
ceviz ağaçlarının dibinde
dur
korkma ben hiç olamadım
barut tüten baharlarda..

2 Şubat 2018 Cuma

Yalnızsın Sen Yalnız Kal..

Yalnızsın Sen Yalnız Kal..

Aslında hepimiz iplerimize kadar yalnız değil miyiz? Nereye gitsek de ne yapsak da hep o ipin üzerinde değil miyiz? Kalabalıklar içindesin her yerin insanlarla kaynıyor ama ipini görünce yalnız olduğunu hissediyorsun. Yalnızlık bu değil mi zaten, kalabalığın ortasında yalnızlığı hissetmek ya da en güzel anında düşündüğün onca eserin arasında kötüsünü anımsamak. Düşünsene her yanında sevdiklerin ama bir gün fotoğraf çeken topluluğun dağıldığı gibi dağılacak herkes ve yine iplerine sarılıp tek başına kalacaksın bir ömür bu korkuyla şehrin en renkli bucaklarında ceset olarak yaşayacaksın. 

Bazen yalnızlığa sinirlenir kalkar aşkı devirirsin. Bazen yalnızlığa sinirlenirsin seni yağmurun geniş alanına alırlar o an o kadar yalnız olduğunu hissedersin ki yalnızlıktan şemsiyeye sarılırsın. Bazen bir muammada omuriliğini hissedemezsin çünkü yalnızsın. Bazen her kımıldayış acıyı arayıştır, bazen acıdan analjezik bir şeyler içiyorsun, bazen korkuyorsun yastığa sarılıyorsun ama hiçbir şey gerçeği değiştirmiyor, şemsiye de sarılsan ilaçlara da sarılsan sevdiklerine de sarılsan sonunda hep yalnız kalacaksın bu gerçek bir türeyiş kanunudur yerin hasret sıvası yüzünde. 

Güzel bir abimin dediği gibi ‘yalnızlık ömür boyu’ hiçbir şey değiştiremez bu gerçeği. Ruh bütünü hüküm arıyor sonra kafanı kaldırıp vahşet adaleti güneşi sezince yine bir tükeniş yine bir yalnızlık. O ara önce renklerin işini bozuyorsun sonra beden denkleminde kendini arıyorsun sonu yalnızlığa dayanıyor. Hep düşünüyorum acaba sonu yalnızlığa dokunmayan yeni yıkanmış üzüm yaprakları var mı diye? Ama yok; zikzaklar çiziyoruz, yıpranmış ulumalar tamir ediyoruz, kulaklarımıza kadar beton döşüyoruz, neşter çekilmiş beyinlerimize, hunharca serumlar iğneliyoruz ama geçmiyor yalnızlık hissi, yalnızlık korkusu. Hüzünle sağlanan onca meçhuller var ki etrafımızda onlara bakınca bile o ipe sarılma isteği doğuyor, o ipe sebepsiz surette mühim bir dokunma isteği uyanıyor; o halde boş vermek gerekiyor. Çözümsüz kılıfları boş verelim ne yapsak da hep yalnızız biz, ucu ölüme dokunan her şey herkes yalnızdır, ben de yalnızım sen de yalnızsın herkes de yalnız. Solgun zehirlerde ilaç temenni etsen de saldırgan oksijenler aralansa da gezegenler lejyoner çiçeklerle dolsa da penguenler kutsal uğultular içinde yaşasa da hep yalnızsın sen yalnız kalacaksın..

Üç Şeritli Yıldızlar..

Üç Şeritli Yıldızlar..

işte ordasın
hep neşeli
neşeli çocuklar gibi
o en güzel şeylere bahane bulur kıvamdasın
sılık bir bahar ikindisi
tam karşıda olacaklardan habersiz bir bank
sen üstüne oturmakla şereflendirmişsin onu
o da tam karşımda durarak beni
ne yazık değimli
hiç bilmiyormuş gibi
parmaklarımla kağıdı kırarcasına
seni anlatmak
şehre bir sen gelsen
sen…
şehre…
gelsen…
oynardı
yer yerinden
bilirdim geldiğini
sen bir kere bana uğrayacak olsan
ben senden kalan bir sen
ben hep senden kalan bir yetim çocuk
bir bakkalın para üstü sakızı
ağlayacak belki gözlerim,
şu kafamın içindeki her şeye rağmen çok gururlu şey bee
o bırakmıyor gözlerimi
senin taktığın yıldızlar var ya
üç şeritli !
sen istemiştin işte onu taktığım koluma yatık olan göğsümde
bir şeyler oluyor bazen
böyle ansızın
işemek gibi
ölmek gibi
habersiz!
sadece yüzün geliyor aklıma sonra
o bahsettiğim yerde
biracı
sanki sevdiğin biri ölmüş
öyle acı
eğer 
geleceksen başıma
istersen sol taraftan gel istersen topraktan..