1 Kasım 2017 Çarşamba

Aşk Bir Şiirdir..

Aşk Bir Şiirdir..

aşk bir şiirdir
sen yazarsın başkası okur
ayyaşların terk edilmesi dahil
şiir bir şehirdir
tüm şehirler gece güzeldir
agnostik kadınlar gibi
bir ayyaş da şiirdir
buharlaşmış atlar gibi
üstelik cenazeyi yıkayan son kişidir
terli atların konduğu cenazeyi

cehaletle sınanmış atlar
ayyaşın durak saatine konarsa
fiziksel temas mağduru bileklerden
evham yalnızlığıyla düşer toprağa
agnostik kadınlar terk ederse
sersem yağmur tanelerini
ayyaşlar konar
cenaze töreninin pas tutan gövdesine

cehaletle sınanmış atlar
düşerse ayyaşın saçına
ayyaş kan kapanına sokar
döker gökyüzüne saçını
agnostik kadınlar
buğularsa çevik siyahları
ayyaşların göz damarları patlar
sokaklar kan damlacıkları dolar

cehaletle sınanmış atlar
düşerse ayyaşın bedenine
bedeninin yorgun cıvıltısı
bedenine döşer patlamış dinamitleri
cehaletle sınanmış atlar
ayakta işemezse
normale döner haber bültenleri
ayyaşlar sevişmeyle döllenip
sıradan sokaklarda açar
birer birer

agnostik kadınlar terkederse
cenaze namazını
ayyaşlar cin oluverir
caminin geviş getiren avlusunda
cehaletle sınanmış atlar
konarsa şiire
geceler ayyaş dolar
tüm şehirler şiir kokar..

Sadist Çocuğun Öyküsü..


Sadist Çocuğun Öyküsü..

Çok genç yaşta başından geçenler belkide ona varlığını aşırı dozda hisset(tir)me dürtüsü kazandırmıştı.

Annesi gözlerinin önünde babasını öldürdükten sonra kendisini öldürüp fani dünyanın derin sularına bırakınca Alper, ister istemez kötü rüyalar görüp kötü kabuslarla sabahlayıp uyanıp reel olarak gördüğü kördüğüm haykırışlar onu günden güne acımasızlığa itince o da bir sadist eğilimli ruhu inşa etmeye başladı ister istemez o mükemmel geçen çocukluğuna. 


Annesi ve babası aslında iyi anlaşmaya çalışan çiftken zaman zaman içlerinde tüm insanlar gibi var olan sadist eğilimler bu çifti birbirine karşı birtakım sorunlara itti. Bu hislerin ağır bastığı gün Alper'in annesi eşiyle girdiği bir tartışma sonucu eşinin kemeriyle onu boğazlayarak boğdu ve hemen ardından Alper'in gözünün önünde yaptığı bu davranıştan ötürü kendisini evinin camından yani 8. kattan atarak yaşamına Alper'in gözlerinin önünde son vererek güzel bir çocukluğu olan Alper'in sonradan sadistliğe eğilimine bir etken oluşturdu. Her insan bir cani yada bir seri katil olamaz; ama her insan bir cani yada bir seri katil potansiyeline sahiptir.

Alper 8 yaşında yaşadığı bu olayların etkisi ve sonrasında kaldığı çocuk yetiştirme kurumunda ona karşı yapılan kötü girişimler, yaşadığı birçok kötü olay, tecavüz girişimleri onu bugün yanında olan sevgilisi Aylin'e karşı tavırlarının belirleyici olmuştu. Aslında Alper de bu davranışlardan çok rahatsızdı ama hayatın ona gösterdiği yorgan altı yüzün bi kaderiydi bu hissiyatları ve bu düşünceleri.

Aylin en başından bi anda aşık olmuştu Alper'e Alper ise zamanla bastıran duygularını kontrol edemiyordu lakin sonunu bildiği bir olayın içinde kendini bulmak istemiyordu çünkü insanlara karşı müthiş bir alerjisi vardı yaşadığı travmaların verdiği iğrelti onu Aylin'e karşı kötü davranışlar sergilemesine neden oluyordu ki çoğu zaman dikkat ediyordu kalbinde çocukluğundan kalan o saf temiz sevgiyle ama istem dışı eğilimleri çoğu kez çok acıtıyordu Aylin'i ama sabrediyordu Aylin. En çok da cinsel ilişki anında Aylin'e acı çektirme isteği Aylin'i sevdiği adamla kendisini en özel hissedebileceği yerde bıktırıyordu, bezdiriyordu ve çok acıtıyordu.

Alper'in bu istem dışı davranışları ikisinin sonunu hazırlıyordu yavaştan ama farkında değillerdi ayrılıp gitmek isteyen Aylin şiddete maruz kalıyordu bir yandan sevgisi ağır basıyordu onu Alper'in acımasız sol yanında tutuyordu.

Günün birinde Beyoğlu'nun arka sokaklarında çok güzel bir Yeşilçam filmini andıran güzel günün sonunda sarhoş sarhoş evlerinin yolunu tutan ilişkilerinin sorunlarına net bir neden bulamayan bu güzel çift eve geldikten sonra birbirilerine son kez sarılacağının farkında olmadan sarıldılar. Yataklarına sarılarak sevgi kokan bir şekilde uzanan bu çift cinsel ilişki sırasında Alper'in her zamanki istemsiz sadist  duyguları Aylin'i bu güzel günün sonunda sonu hiçte güzel bitmeyen bir Yeşilçam filmine doğru götürüyordu Aylin ve Alper'i.

Sert bir sözlü kavganın ardından annesinin babasını öldürdüğü an gözlerinde canlanan Alper eline aldığı sert AT maketini Aylin'in kafasına geçirerek yere düşürdü yerdeyken Alper'in gözlerinin içine bakan Aylin 15 sene evvel yaşanan ve bu eğilimleri tetikleyen olayı bir sinema perdesi gibi canlandırdı gözlerinde o an acının verdiği detoneyle ne yapacağını bilemeden annesi gibi cama yöneldi Alper ve yine bir 8. kattaydı dönerek son kez herşeyin güzel olmasını istediği ve yaşanan birçok olayı unutmak istediği sevdiği kadına ve gözlerinin içine bakarak bir Shakespeare oyunlarını andıran sırtüstü atlayışıyla annesi gibi bir sona mecbur bırakıldı.

Alper 8. kattan yere düşerken tüm hayatı canlandı gözlerinde, zamanı geri çevirebilse belki herşey yine çok boktan olacaktı ama belki onu bu duruma getiren bu sadistlik ruhunu inşa eden faili meçhul olaylara engel olabilirdi.

Herşeyde olduğu gibi bunun içinde çok geçti artık..

30 Ekim 2017 Pazartesi

Ah Yalnızlık..

Ah Yalnızlık..

ah yalnızlık
tek bacağı kırık gecenin
kurumuş kanatları ıslak
bir yudum suyun içine kezzap dökülüver
ölü doğan yavrular şahit

ah yalnızlık
bir sandalın kırık kıçı
geceyle akran dua
sınama tanrıyı
içine nal sal faytonlar kırılsın
atlar bana yaşasın
seni öpsün
çiçeklerde açabilsin
karanfile sıcak su ol
papatyaya gözleme
ama tanrıyı sınama

ah yalnızlık
tanrıyla ava çıktık
niyeti belli emniyet kemeri
kalp aşkta kanserdir
gök suya hamile

ah yalnızlık
ağarıyor hasret sıvazı
vahşetin hukuğunda
göğe çalıyor tüm tel parçaları
ölü sorular talebem
zarif yaşama ödevim

ah yalnızlık
yaralı dualar
bedenimde anarşist
kanlı atlar göğe yükselirse
pamuğu şaraba bandır alnına sür
gözeneklerdeki güneş açmıyor
eroinmanlar rutubet tanık

ah yalnızlık
onursuz bir yalnızlık
birgün defolup gitme
beni yalnız bırakma..

Defansif Orta Saha, Ofansif Senarist..

Defansif Orta Saha, Ofansif Senarist..

Soğuk bir kış günü Erzurum Büyükşehir Belediyespor-Ankaragücü maçı oynanıyordu. Bende dünden Erzuruma gelip bu soğuk şehri dolaşmaya başlamıştım meşhur cadde dedikleri cumhuriyet caddesinde dolaşıp çifte minareli medreseye gittim tabi bir de cağ kebap ve kadayıf dolması yemeden olur mu ?

Sami Kaya, Bursaspor altyapısında yetişmiş yetenekli bir oyuncuydu gol atmayı çok sever ama bir türlü atamaz ve bundan ötürü başına birçok şanssızlık gelirdi. Mesela bir keresinde kaleye giden topa dokunması golün ofsayt sebebiyle iptal edilmesine neden olmuş ve takımını 3 puandan etmişti, bir keresinde ise gelen ortaya uçarak kafa atmaya çalışması sonucu kafası direğe takılmış ve aylarca sahalardan uzak kalmıştı.

31 Ekim tarihi soğuk bir Erzurum deplasmanıydı, sizde bilirsiniz ki Erzurum da hava yaz ortasında bile eserdi. Ankaragücülü futbolcular maça çok iyi hazırlanmıştı, çünkü önlerinde tarihi bir fırsat vardı kazanıp yıllar süper lige çıkıp tarih yazmak istiyorlardı. İşte bu fırsat Ankaragücü camiasının önüne altın tepsi de sunulmuştu ama sağolsun Sami'nin kaçırdığı sayısız fırsat yanı sıra iki penaltı vuruşundan yararlanamaması Ankaragücünün şampiyonluk yolunda büyük bir yara almasına sebeb oldu 2-1'lik Erzurum yenilgisi.

Ankaragücü 30. haftaya kadar 66 puanlı Altınordunun ardından 63 puanla 2. sırada yer alıyordu akabinde sırasıyla 62 puanla Çaykur Rizespor ve Giresunspor, 61 puanla Adanaspor ve Eskişehirspor Ankaragücünü takip ediyordu. 31. haftada Erzurum yenilgisiyle darbe alan Ankaragücü kalan haftalarda aynı futbolu sergileyerek ligde ilk 6'nın dışında kaldı ve  süper lige çıkamadı. Herşey Erzurum maçında başladı o güne kadar herşey yolundayken Sami maçta sürekli hücuma çıktından dolayı onun arkada ki yerini kimse dolduramadı ve böylece Ankaragücü gol yedi, maçı tribünden takip ediyordum bi kanalın Tff 1. lig muhabiri olarak, ilerleyen dakikalarda Sami kazanılan penaltının başına geçti her zamanki gibi ama yararlanamadı bu penaltıdan. Maçın son dakikasında bir penaltı daha kazanıldı uzun tartışmalar sonucu uzun zamandır maçlarını takip ettiğim gol atmaya çok hevesli Sami sakladığı topu penaltı noktasına dikti herkese rest çekercesine topun başına geçti. Tribünler nefesini tuttu çılgın Ankaragücü taraftarı binlerce kilometre geldiği dadaşlar diyarında mutlu bir şekilde ayrılmak istiyordu. Sami kaleyi iyice süzdükten sonra topa doğru yöneldi ayağının kayması sonucu topu direk dışarıya yolladı. Maç bitti Ankaragücü taraftarı tıpkı Sami gibi hüzünle ayrıldı stattan ve 34. hafta sonunda birdaha da Samiyi affedemediler.
Sami de kendini affedemedi koskoca sezon, hedefler onun gol atma merakı yüzünden hüzünle sonuçlandı, ben olsam bende kendimi affedemezdim herhalde o kadar ki duygudaşlık hastalığına yakalanmışım. 

Günler sonra ani bi kararla 26 yaşında aktif futbol kariyerine son verdi Sami, bu olay kulislerde çok konuşulmuştu bende bu olayı en derinine kadar araştırma kararı aldım direkt olarak Sami'ye gittim ama uzun süre bulamadım çünkü Sami Ankara'yı terk etmiş, tüm sosyal medya hesaplarını kapatıp gitmişti. Duyduğum kadarıyla sözleşmesini fesh etmesine karşın büyük bir alacağını kulübe hibe etmişti bu benim kafamı daha da karıştırmıştı. 26 yaşında ki bir oyuncu neden büyük bir miktar parayı bırakmıştı bunu da geçelim neden kazanacağı daha büyük paralar varken futbol kariyerine son noktayı koydu ya da neden defansif bir orta saha oyuncusuyken golü bu kadar seviyordu? Bunlar deli sorular olarak günlerce kafamda büyük polinomlara yol açtı. Artık dayanamayıp bu adamı bulmaya karar verdim meslek hayatımı da es geçerek kafamda ki sorulara cevap bulmalıydım ve öyle de yapıp peşine düştüm.

Muhabir arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre Bodrumun Gümüşlük beldesine yerleştiğini duydum ve hemen eve doğru yola koyulup eşyalarımı toparladım. 2000 model Toyoto Avensis marka arabama atlayarak güzel bir yolculuğa koyuldum aslında oraları hep merak ederdim bu vesileyle orayı da görmüş olacaktım.

Gümüşlük Halikarnas Balıkcısının hikayeleri gibi çok güzel bir yerdi, sonunda varabilmiştim. Uzun bir yolculuğun ardından rezervasyon yaptığım otele gidip akşama kadar dinlenmem gerektiğini düşündüm, öyle de yaptım. Akşam uyandıktan sonra gidip kıyıda Sarı Siyah Rakı Balık denilen bir restaurantta balık yedim ayrıca çalışanlara birtakım sorular sordum. Gerçekten restaurant adının hakkını veriyordu, süper ikili en güzel burda birbirini tamamlıyordu. Gidip otel odama uzanıp o delice soruları kendime sormaya başladım. Sordum ama bi anlam vermedim.
Gole düşkünlüğü neydi bu adamın ? Neydi ?
Neydi acaba ?
Neden bıraktı futbolu ?
Futbolu da seviyormuş.
Para içinde oynamıyormuş.
Sordum... Sordum ama sora sora uyuyakalmışım.

Sabah kahvaltıda Limon Gümüşlük denilen yere gittim lezzetli kahvaltıdan sonra aramaya konuldum. Tüm şehirde rakı tadı vardı herkes birbirine selam veriyordu birbirini tanıyan tanımayan herkes, bundan ötürü ki hiç zorluk çekmedim aramada ve sonunda bi kahvede dinlenmeye karar verdim. Gazoz istedim yorgunluğa iyi gelir diye, gazozumu yavaş yavaş yudumlarken karşımda oturan kaç kişinin Sami'den bahsettiğini duydum hemen onlara yönelip kendimi tanıttım. Sami'yi sordum onunla görüşmek için buraya geldiğimi söyledim beni ona ulaştırmanız gerekiyor dedim ama onlar da Sami'nin nerde olduğunu bilmiyordu.

Başımı öne eğerek kalktım ordan saat 5'e gelmişti çok yorulmuştum otelin yolunu tutmaya karar verdim. Otele vardığımda kapıda bi sigara yaktım acaba boşverip Ankara'ya mı dönsem diye düşündüm. Bir yandan bomba gibi dönüp meslekte iyi bir prim yapmak vardı, diğer yandan bulamadan dönüp gitmek işlerin ters gitmesine neden olacağını düşündüm.
Ama hayır hayır! Herşeyden önemlisi kafamda ki soru işaretleriydi, onlara cevap almam gerekiyordu tatmin olmalıydım ben.
Ve odama gidip saatlerce düşündükten sonra uyuyakaldım.

28 Ekim 2017 Cumartesi

Darbe..


Darbe..


Bugün güzel bir bahar günü gözlerimi açtığım gibi kadıköye gitmek istedim ve uyanıp direk vapura binip kadıköye geçtim vapurda yaptığım kahvaltı ( simit-ayran ) dünyanın 8. harikasıydı bunu bi ben bir Alper birde Esin bilir, hele ki kahvaltıdan sonra yaktığım cigara hani burçak tarlasında yada çiçeklerle dolu bir bahçede kısaca kestirirsin ya tam da o kestirdiğin kısacık dünya tatlısı uyku süresi gibiydi öyle derdi çünkü Alper. Hatta Esinin gözlerine bakıp söylüyordu bunu Alper bende kafamı eğer küçük bir tebessümle tepki verirdim ama yinede o mücadele ettiğimiz günleri özlüyorum be Alper, özlüyorum be Esin, özlüyorum be Kamil, sanki göğsümün bi yerlerinde sıkışıp kalmış o günlerimiz.

Alperi gördüm yıllar sonra onu görmek beni çok şaşırttı hemende tanıyıverdim gençliğimin en harbi delikanlısı, cesur yüreği, birçok gencin örnek aldığı Alper Gezmez'i. Yavaşça yürüyordu elinde gençliğindekinin aksine şiir değilde öykü kitabı, gözünde gençliğinde çıkarmadığı yuvarlak güneş gözlüklerinin aksine dereceli yuvarlak gözlük, üzerinde okulda her zaman tüm olaylarda en önde olduğu ve onu bir kalkan gibi koruyan uzun paltosunun aksine deri bir ceket, boynunda orak-çekiç kolyesinin yerine küçük bir muska, ayaklarında uzun botlarının yerine tımberland ayakkabı çok değişmişti Alper. Yıllarca ulaşamadığım canım dostum kadiköyde birden karşıma çıkmıştı hemen ona koşmaya başladım Alper abi dedim durup bana baktı tanıdı tabi tanımaz olur mu hiç? Sonra eskisinin aksine sessizce "Kamil" dedi. Gözlerim doldu gözlerim gökkuşağının tüm renklerini içinde barındıran bulutlar gibi su serpmeye başladı, serpilen yaşları Alper eliyle tutmak için tepki vermeye çalıştı ama durdu başını öne eğerek. Koştum tekrar sanki 100 metre yarışlarına katılmış uluslararası bir atlet gibi Alper'e sarıldım sıkıca, dile kolay tam 3 yaşından beridir tanıyordum canım Alper abimi beni o büyüttü, o Kamil yaptı, herşeyi o öğretti sonra da hiçbir şey olmamış gibi çekip gitti ah be Alper abi neden böyle yaptın soramadım sana ama güneşin üstünde hiç olmamış yıldızlara bile sordum bu deli soruyu ama sana soramadım be abi.

Sarıldım, kokladım tam 25 yıl olmuş yetmedi ama bırakmadım sarılmayı bırakmadım koklamayı.....

Abi dedim neden ? Ama konuşmadı hiç, başını sağa sola sallayarak. Gidip Moda sahilinde Gregop cafeye oturduk konuştuk, hasret giderdik ama tanıdığım Alper abi çok değişmişti.

Sonra anlatmaya başladı 1980 darbesinden sonra içeriye alınmasından hemen sonra Esin onunla görüşmeye gelmiş o aralar ama sonrasında birdaha da gelmemiş Esin'e çok âşıktı Esin de onu seviyordu bende Esin'i seviyordum bunu ilk kez bugün söyledim Alper abiye ama Alper abi onu daha çok haketmişti bunu biliyordum. Hak ediyor derken mesela Alper abi ona hep şiir kitabı hediye ederdi her kitapta bir harf yuvarlak içine alırdı ve benim hiçbir zaman başaramayacağım birbirinden mükemmel romantik kelimeler elde edilirdi bu yuvarlaklardan. Uzun zaman haber alamamış Esinden, sonra yani 10 yıl sonra Esinin evlendiğini öğrenip hayata küsmüş koca dev Alper, darbenin yıkamadığı adamı sevdiği kadın yıkabilmişti. Abi deyip sarıldım ağladım o da ağladı ve ilk kez ağlamıştı, onu böyle görmek karanfillerin kopartılıp kurutulması gibi birşeydi. Ecevit affından yararlanıp çıkan Alper abi 5 yıl boyunca Kadıköye yerleşip hayattan sıkılmış herkesin sığındığı liman olan sahaf dükkanı açmış, bugün güzel bir bahar günü yani 28 Nisan Alper abinin doğum günü 45 yaşına girmiş kocamış çınar. Geçmişteki günleri konuştuk Esin dedi başka da birşey demedi ve bir daha görmemiş Esin'i. Aşık olduğumuz kadın Esin ise kocasını öldürüp cezaevine girmiş diye duydum en son ve bunu söyledim Alper abiye ama ağlamaktan birşey diyemedi.

Ah be Esin seni mücadelesi gibi sevip sana güzel şiirler okuyup gözlerinin içine umut damlatan adamı neden terkettin bilmiyorum, sen de pişmansın biliyorum ama bağzı şeyler değişmiyor artık ne Alper abinin kaybettiği yıllar ne senin bir katil olman ne de benim romantik olamayışım.

Belki güzel bir bahar günü Esin'e rastlar, onun hikayesini de anlatırım..

AT GECELİKLERİ


AT GECELİKLERİ 

1
Dalların arasında uyuşup kalan zerzevat benlerinden öperim.
2
Neden gittin? Oysa ben senin ayakkabında bulutları sulamıştım.
3
Sana bakınca kafamın hipodromunda AT’ lar koşuşturuyor.
Neyse hadi gel de AT’ a binelim.
4
Koordinatları bozulan dünyanın ömrü bitmişti büyüsü bozulan çocukların gülüşlerinde.
5
Hepimiz güzel bir söze muhtaçken neydi bu savaşların diploması, insanların devşirilmiş mutluluğunda?
6
Tarihi dev taşların arasında semazeninde, büyük ormanların salonunda bana ilk çay koyduğunda sana tutam tutam papatyalandım.
7
Bir sigaranın dudak arasına sıkışan tüm dertlerin kabızlaşmış köşküne selam olsun.
8
Çocuklar hayatın direğine kafa atmış yüreğimizin müptela köşküdür.
9
Toplum, ölüme alışık denizden kaçırılmış balıktır.
10
Umut etmektir aslında çay içmemiz çünkü bitince tekrar koyuyoruz güneşi bardağa.

11
Dezenfekte edemediğimiz yarım boğazlı kalbimizin ışığıdır beklemek.
12
Çocukların gülüşüdür gecemizi aydınlatan takunya vari ay.
13
Düşünsene bir AT’ın var çok hızlı koşuyor ama sen ona binemiyorsun bile, senin içine nal salmak da öyle bir şey hep özlem hep boğaz dolusu kıvılcım.
14
Bilirsin gözlerin dünyanın en güzel uykusudur uyuyunca uyanılmaz bir rüyadır.
15
Bazen bir bakışın bir gülüşün sunduğu yaşamın, diller arası bir karmaşa yarattığı ortamda parmak uçlarımıza kadar içtiğimiz cigaralar çok manidar.
16
Gülüşüne yağmış bir yağmurdur kirlerimizi örten kar taneleri.
17
Çok merak ettiğimiz bir soru var çocukların mutluluğu da kavimler göçüne dahil mi ?
18
Çağcıl bir başkaldırıdır, ay ışığında bileklerinden öpmek.
19
Parka giyen abilerimizin dünyasıdır, yuvasında çiçek öptüğümüz kuşlar.
20
Sen gülme! Sokakta leblebi yiyen çocuklar devrim yapar yoksa.

26 Ekim 2017 Perşembe

Bu Ülkede..


Bu Ülkede..

Keşke artık bu ülkede diye başlayan cümlelerimizin sonu güzel bir şekilde bitse, en çok düşlediğimiz dünyamız bu. 

Çok enteresan bi ülkede yaşıyoruz her an herşey olabilirmiş gibi bir takvim yaprağımız var, takvim yaprakları sonbahardaymış gibi dökülüyor birer birer hiç bir rölantiye fırsat tanımadan.

Haberleri izlemekten psikolojimiz altüst oldu ne kadar iğrenç şeyler varsa toplumumuzun göbek bağı olmuş gibi bir durum söz konusu. Birgün açıyorum haberleri yine o adam sunuyor haberi, yüzü düşük yapmış bir canlıyı andırıyor. Yine bir kötü haber yine bir kötü haber bu kez ne olmuş diye soruyorum kendi kendime ne mi olmuş ? Ne olmamış ki; insanlar öldürülmüş, çocuklara taciz, hayvanlara taciz, çukurlarda temiz bedenler, kadınlar öldürülmüş, bombalar patlamış......


Sıkıldık artık kötü haber almaktan bu güzel yaşanılası dünyayı neden kirletiyoruz ki bu ülkede neden hep savaşıyoruz ki bir türlü anlam veremedim. Halbuki elimizde olan birşeyler var güzel seyler yapabiliriz ama nafile hep bir korku hep bir kaçış ama sanmayalım ki o iğne bize dokunmayacak diye o iğne birgün bizi de delik deşik edecek işte o gün bunu çok iyi ağlayacağız bunu hiç anlayamadığımız kadar ağlayacağız.

El ele daha yaşanılır birşeyler yapabilmemiz için engel olmalıyız tüm küstah su damlalarına sol elimizi havaya kaldırıp dur demeliyiz  tüm bidonlara bizim yaşamımız burası bizim çocukluğumuz bizim geleceğimiz buralar biz ancak birşeylere dur diyebiliriz biz ancak düzeltebiliriz burayı, Yaşar Kemal'in geçtiği bu coğrafya da kötülüklere aşina olmak çok ağrımıza gidiyor.

Bir kez olsun bir vücut gibi bir Neşet Ertaş türküsü gibi sarılabiliriz birbirimize işte o zaman ne aydınlıklar kararır ne gecelerimiz ay ışığından mahrum kalır nede bu ülkede başlayan cümlelerimiz sıkıcı, kötü bir şekilde biter..

Sokaktaki çocukların daha söyleyecek çok sözü var..