fasit daire
çiçeği burnunda tüm sevişenlerin
gogol paltosunu giymiş beni bekliyor
seninle ilk buluştuğumuz psikanaliz seansında
işte orada verecek bana paltosunu
ve böylelikle sana dar bir vaat ile yaklaşıyorum
kör organlar aşk denilen kuyuda
yusuf oluveriyorum
kuyuya dalıp seninle doğmak için
kendimi bertaraf edilmiş putperestlerin arasında buluyorum
nietzsche geliyor sorguluyorum kendimi
bende putperest olduğumu anlıyorum
çünkü sana inanıyorum
kokla bedenimi incir kokuyorum pelerinler gibi
sahneye çıkarıyor şekspir beni
elime veriyor soneyi
oku diyor
okuyorum tanrı göğsümde ağlıyor her adın geçtiğinde
güneş açamıyor hüzün ile aşkın adını aldığı vakitte
bir sabah telaffuzunda
iç organlarımı sarıyor nefesinin yabani tarafı
kemiriyor kelebek gibi
bir daha doğmak zorunda kemirilen arayışlar
kaldırıyorum şarabımı sana doğru
mozart kulağımı kaşıyor
sanki sen anıyorsun beni
bağışla beni sevgilim
yasallığını reddediyorum anarşist deney tahtasında
hiç yoksun
olmamışsın
sonemi alıyorum elime
şekspir ağlıyor
romeo ve juliet doğuyor..
19 Aralık 2018 Çarşamba
annemin örgü ipi ve siyasi reform hareketleri
annemin örgü ipi ve siyasi reform hareketleri
mahcuz aşklar döküyor annem örgülerine
bana kalın kışlık çorap düşüyor
örülen çoraplar bedenimi sarıyor
faal bir duruşla
cumhuriyet sen kokuyor sokaklarda
bilmem ne partisinin başkanı seni çığrıyor bana
oy pusulasında resmin beni mühürlüyor
seni açılan sandık miktarınca seyrediyorum
ve bası yarası var parti logolarında
sen cumhuriyet kokuyorsun laik bir aşkla
ben -istanbul hükümeti- ne de düşüyorum gözlerinden
yaz alıyor başını sana doğru
soğuk
üşüyorum
annem bana kazaklar öresiye
kapıyorum göğsümü
nefesimi tutsam ölüm
tühh
tam da buralara uygun bir kaç dizge olmalıydı
ve adımımı attığım yer dizinin dibi
mürekkep balıkları üç boyutlu taklit edebiliyorlar herhangi bir şeyi
ayrıca kırmızınında binbir türlü türevi var
yine de şık dururdu
annemin ördüğü kazak bedenimde
ve siyasi partilerde reformist hareketler
vakıa sen erimin benden uzakta
siyasi partiler mükerrer hareketler içinde
mahcuz aşklar döküyor annem örgülerine
bana kalın kışlık çorap düşüyor
örülen çoraplar bedenimi sarıyor
faal bir duruşla
cumhuriyet sen kokuyor sokaklarda
bilmem ne partisinin başkanı seni çığrıyor bana
oy pusulasında resmin beni mühürlüyor
seni açılan sandık miktarınca seyrediyorum
ve bası yarası var parti logolarında
sen cumhuriyet kokuyorsun laik bir aşkla
ben -istanbul hükümeti- ne de düşüyorum gözlerinden
yaz alıyor başını sana doğru
soğuk
üşüyorum
annem bana kazaklar öresiye
kapıyorum göğsümü
nefesimi tutsam ölüm
tühh
tam da buralara uygun bir kaç dizge olmalıydı
ve adımımı attığım yer dizinin dibi
mürekkep balıkları üç boyutlu taklit edebiliyorlar herhangi bir şeyi
ayrıca kırmızınında binbir türlü türevi var
yine de şık dururdu
annemin ördüğü kazak bedenimde
ve siyasi partilerde reformist hareketler
vakıa sen erimin benden uzakta
siyasi partiler mükerrer hareketler içinde
müzmin mükerrer aşık
müzmin mükerrer aşık
afrikada bir su kuyusuna yarar ancak ellerim
madenler geçmişle aramdaki tek bendim
dönüp kendimi arıyorum
bir kaç damla suya bulanıyor ellerim
kaldırıp göğe bakınıp tanrıya
arıyorum
ama hep seni buluyorum
ben seni düzenli olarak seviyorum
ellerimin yaralı reçetesinde yazıyor adın senin
günbatımına doğru düşüyorum bedenindeki ürkek sandalın içine
afrikadaki bir su kuyusuna yarar ancak ellerim
madenler bunamış bir massal gibi evim benim
yorgun düşüyorum
tenim tenine denktaş bir terle
dönüyorum sırtımı
gözümü kapatıp
başımı yıldızlara dayadığımda uyku sersemi oluyorum
uyuyunca aklımı ters giydiriyorsun bana
bu denli tehlikeli
bu denli mamafih
ürkek bedenim hep aşka aç
an dediğim yerde
işte burada
tam da burada
afrikada bir su kuyusuna yarar ancak ellerim
afrikada bir su kuyusuna yarar ancak ellerim
madenler geçmişle aramdaki tek bendim
dönüp kendimi arıyorum
bir kaç damla suya bulanıyor ellerim
kaldırıp göğe bakınıp tanrıya
arıyorum
ama hep seni buluyorum
ben seni düzenli olarak seviyorum
ellerimin yaralı reçetesinde yazıyor adın senin
günbatımına doğru düşüyorum bedenindeki ürkek sandalın içine
afrikadaki bir su kuyusuna yarar ancak ellerim
madenler bunamış bir massal gibi evim benim
yorgun düşüyorum
tenim tenine denktaş bir terle
dönüyorum sırtımı
gözümü kapatıp
başımı yıldızlara dayadığımda uyku sersemi oluyorum
uyuyunca aklımı ters giydiriyorsun bana
bu denli tehlikeli
bu denli mamafih
ürkek bedenim hep aşka aç
an dediğim yerde
işte burada
tam da burada
afrikada bir su kuyusuna yarar ancak ellerim
kademede bir kar tanesi
kademede bir kar tanesi
ürkek yalnızlığın çekmeye başlıyor beni kendine
bir damla boyun düşüyorum
kakalamaya başlıyor zihnim beni sana
gök boyunca ışıldıyor o damla
nefes alışverişlerim hızlanıyor
düğmelerim pantolonumun önünde birer parmaklık
boğum boğum yutkunmalarıma
-bedenim bedenine yad-
benden yabancı iniltilerin ilişiyor
atmosferin gökyüzüne dönüştüğü yerde
sertleşiyor o damla
derin soğuğun usul rüzgarlara denk gelmediği yerlerde
biraz daha sertleşiyor
kırmızıyı burada iç çamaşırı olarak hayal edemiyorum
kaçırırken gözlerimi gözlerinden
gözlerim gözlerine gözlerinden
ancak gözlerine denk geliyor
-hiç yaşamadığım bir heyecanı tüttürüyorum bu arada-
adımlarım sana doğru sıklaşıyor
bir nefes alayım derken
bir kaçı birden iniyor göğsüme
yavaşça biçimlenmeye başlıyor yağmur damlası
ya da sertleşmiş yağmur damlası
halkanın içine mızraklar inmeye başlamış oluyor
beethoven yükselmeye başlıyor
adımlarım kayarcasına
parkenin üzerinden uçuşuyor
kıyafetlerim birer yük
onları orada bırakıyorum
bir kuyumcuda cimri bir adamın altını yere düşüyor
nazikçe eğiliyor
bütün samimiyetiyle altının üzerine eğiliyor
onu rahatça bulmuş olmanın gülümsemesi
yüzüne işliyor
halka iyice biçimlenmiş oluyor
taklit edilmesi güç bir geometrik ifadeye dönüşüyor
burada ne yapacağımı bilmiyorum
bu yüzden kuyumcudaki adamı taklit ediyorum
göğsümdeki ter damlasına birer top mahiyetinde
çarpan nefesin başımı döndürmeye başlıyor
artık mükemmel bir sanat eserine dönüşmüş
kar tanesi evimin penceresine düşüyor
kar diyorsun
bakıyorum
kalkıp yerinden ona doğruluyorsun
çarpık aşklaşmada mükemmel defans örnekleri
kademen başı dönmüş ben tarafından karşılıksız bırakılıyor
ne güzel düşüyor yere kar
ürkek yalnızlığın çekmeye başlıyor beni kendine
bir damla boyun düşüyorum
kakalamaya başlıyor zihnim beni sana
gök boyunca ışıldıyor o damla
nefes alışverişlerim hızlanıyor
düğmelerim pantolonumun önünde birer parmaklık
boğum boğum yutkunmalarıma
-bedenim bedenine yad-
benden yabancı iniltilerin ilişiyor
atmosferin gökyüzüne dönüştüğü yerde
sertleşiyor o damla
derin soğuğun usul rüzgarlara denk gelmediği yerlerde
biraz daha sertleşiyor
kırmızıyı burada iç çamaşırı olarak hayal edemiyorum
kaçırırken gözlerimi gözlerinden
gözlerim gözlerine gözlerinden
ancak gözlerine denk geliyor
-hiç yaşamadığım bir heyecanı tüttürüyorum bu arada-
adımlarım sana doğru sıklaşıyor
bir nefes alayım derken
bir kaçı birden iniyor göğsüme
yavaşça biçimlenmeye başlıyor yağmur damlası
ya da sertleşmiş yağmur damlası
halkanın içine mızraklar inmeye başlamış oluyor
beethoven yükselmeye başlıyor
adımlarım kayarcasına
parkenin üzerinden uçuşuyor
kıyafetlerim birer yük
onları orada bırakıyorum
bir kuyumcuda cimri bir adamın altını yere düşüyor
nazikçe eğiliyor
bütün samimiyetiyle altının üzerine eğiliyor
onu rahatça bulmuş olmanın gülümsemesi
yüzüne işliyor
halka iyice biçimlenmiş oluyor
taklit edilmesi güç bir geometrik ifadeye dönüşüyor
burada ne yapacağımı bilmiyorum
bu yüzden kuyumcudaki adamı taklit ediyorum
göğsümdeki ter damlasına birer top mahiyetinde
çarpan nefesin başımı döndürmeye başlıyor
artık mükemmel bir sanat eserine dönüşmüş
kar tanesi evimin penceresine düşüyor
kar diyorsun
bakıyorum
kalkıp yerinden ona doğruluyorsun
çarpık aşklaşmada mükemmel defans örnekleri
kademen başı dönmüş ben tarafından karşılıksız bırakılıyor
ne güzel düşüyor yere kar
kimse geceleri ölmek istemez
kimse geceleri ölmek istemez
yalnızlığım benim aklımın celladı
herkes kendi cenazesini yıkamak ister
herkes ölebilir
geceler ölülerle beslenir
yalnızlık yalnızlarla
yalnızlığım benim aklımın celladı
herkes kendi cenazesini yıkamak ister
herkes ölebilir
geceler ölülerle beslenir
yalnızlık yalnızlarla
iki nokta yan yana gelmez
iki nokta yan yana gelmez
ben beceriksiz bir adamım
ben beceriksiz bir adamım
çok şiir yazdım bugüne dek
en okunaklısı sendin
ama sende de virgülleri unutmuşum
dedim ya çok beceriksiz bir adamım
ata binmeden düşer
seni izlerken parmağımı kırar
yıldızları seyreder aşık olurum
gamzene konacak noktalı virgüller üretir
imla hatası yaparım
müstesna fikirlerle aldatırım seni
ama gayet açık
dediğim gibi ben beceriksiz bir adamım
şiir yazarım hiçbiri okunmaz
üstelik şekspir bana kızar
noktalara önem gösteririm
seni de nokta sayar
yalnız kalma diye kendimi yanına atarım
sana eş ikinci nokta olurum
üçüncüsüne ve yalnızlığına yer yoktur
benim lügatımda
dediğim gibi ben beceriksiz bir adamım
burası karışık
okunaklı tek şey sensin
sabıka kaydı
sabıka kaydı
gitmenin nabız kontrollü bir sabıka kaydı var
gitmenin içinde ağır dram bir oyun var
sahnede bulutlu bir toz var
gösterdiği tevazuda bir yanılgı var gitmenin
bu gece şehir durağan bir korna sesi
bu gece bütün cansızlar yavşak
nağmesiz delip geçecek içimizden
gırtlağa dayanan bıçak
her gidiş kayıtsız sabıkadır
ve herkes gitmenin ardında kalmış bir kayıttır
bu şehir gitmelerin ağıtıdır
bir manası yok sabıkaların
bir benzeri daha yok yalnızlığın
kimsenin ulaşamadığı mağlubiyetlerde..
gitmenin nabız kontrollü bir sabıka kaydı var
gitmenin içinde ağır dram bir oyun var
sahnede bulutlu bir toz var
gösterdiği tevazuda bir yanılgı var gitmenin
bu gece şehir durağan bir korna sesi
bu gece bütün cansızlar yavşak
nağmesiz delip geçecek içimizden
gırtlağa dayanan bıçak
her gidiş kayıtsız sabıkadır
ve herkes gitmenin ardında kalmış bir kayıttır
bu şehir gitmelerin ağıtıdır
bir manası yok sabıkaların
bir benzeri daha yok yalnızlığın
kimsenin ulaşamadığı mağlubiyetlerde..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)