18 Ocak 2018 Perşembe

Boş Yaprakla Usulsüz Denemeler..

Boş Yaprakla Usulsüz Denemeler..

bir boş kağıda herşeyi yazabilirsin
herşeyi çizersin de
boş kağıtlar üzerine güzel şeyler karalamak içindir
bazen de karalanan güzel şeyleri silmek içindir
kuru bir gökyüzüdür bazen o kağıt
sen yıldızları bir picasso tablosu gibi yerleştirirsin oraya ortaya mükemmel bir resim çıkar
ama bunu sen yaparsın
bazen bir piyanodur o kağıt
oraya bir piyanist koyarsın dünyanın en güzel müziğini yapar
bir yemektir bazen o yaprak
sen birşeyler karalar onu lezzetli bir yemek yaparsın
anneler güzel yemek yapar her zaman
bazen boş bir denizdir o kağıt
iki kara kaş gibi dağ çizer iki üç kıl gemicik koyar bakınca ferahlatan bir tablo oluştursun
bazen bir boş şişe olur o kağıt
üzerine biraz su ekler güzel bir kadını andıran şarap yaratırsın
bazen bir boş paket olur o kağıt
üzerine bir kaç dal seni mutlu edebilecek şey koyar onunla mutlu olursun
senin yücelttiğin herşey o boş yapraktan ibarettir
onu sen güzelleştirir sen çirkinleştirirsin
o var olan şey sıcak bir fırında senin elinden çıkacak hamurdan kavrulur
istersen onu en güzel yaparsın
ama aynı zamanda o kağıdı sen yırtıp atabilirsin..

15 Ocak 2018 Pazartesi

Bir Meyhane Anatomisi, Memleket..

Bir Meyhane Anatomisi, Memleket..

Ceplerim küçük şişelerle doluydu, matrak bir günün kâr kalan yanıydı o şişeler. Sabaha karşı olması vesilesiyle yavaş adımlarla hiçbir zaman olmayacak evime doğru yürüyordum. Sallanarak yürüyüşüm mahallede bir nevi sıkıntı çıkarıyordu, yine de çukurların üzerinden yürüyüp daha da sallanıyordum. Mahallemiz darbenin etkisiyle muhafazakâr takınıyordu ama çok kirli ve boktan bir yerdi Kenan Evren mahallesi. Her yerde çukurlar vardı, arabalar sokaklara girse balataları yanar, öte yandan her yerde çöpler birikmişti bunlar mahallenin, doğanın kokusunun içine saklamıştı. Hatta şu an yürüdüğümden dolayı kokuyu sokmak zorundayım, taksiye binecek param olmadı hiç ancak 2-3 paket sigara, ceplerimi dolduracak kadar içki alabiliyorum gün boyu çalışmamın karşılığında yani anlayacağın karnımı bile doyuramıyorum. Aşırı vergi vs aklım ermez ama enflasyon denen zibidi tavan yapmış, herşey de baya pahalıydı. Elimi cebime attım ama allah allah sigaram yok. Eyvah! Yoksa sigaramı meyhanede mi unuttum ? Sanırım unutmuşum, dur bir gidip alayım da geleyim. Ama gitmemin iki yönü var. Biri bu iğrenç kokuyu solup tekrar oraya gitmek çok boktan birşey bu. İkincisi oraya gidip de içmemek olmaz, içerim içmesine de param yok. Aslında borç istesem verir Sami abi hatta para bile almaz. Sami abi gönlü geniş ve de güzel bir adam. Kısa boyu, tatlı şirin suratı ile bana yeşilçamın tatlı komedyenlerini anımsatır. Kendisi bir Ermeni ama bunu yıllarca saklamış toplumun onu dışlama ya da ötekileştirme korkusundan. Velakin bizim geleneklere bizden daha bağlı bir adam Sami abi. Adam haklı sonuçta geçen gün anarşistlerin onun meyhanesine takılmasından dolayı Evren Paşa'nın askerleri bir ton dayak atmış ona. Halbuki anarşist falan da değil Sami abi, darbeciler de bunu iyi biliyor darbecilerin ispiyoncuları da. Ben hiç anarşist olmadım, oldum olası hiçist diye birşey varsa oyum. Karın tokluğuna çalışır, geceleri içer evine gider uyurum ama bana da anarşist demiş ispiyoncular. Kimse benim kadar memleketini sevmez, niye diye soracak olursanız ben darbeyi destekleyen işadamlarından daha çok vergi ödüyorum. Alkol ve sigarayı aşırı içerim ve bu dünyanın vergisi, siz söyleyin sayın AT dinleyenleri ben mi vatansever oluyorum bu at gözlüğü takmış paraseverler mi ? Darbeden sonraki süreçte ilk kez bu kadar özgürdük aslında özgür falan da değildik, sokaklar boş ama ben özgürce dayak yeme pahasına da olsa eve gidebiliyorum gecenin karanlığında. Arada olaylar olur ama hemen bastırılır. Bunları düşünürken meyhaneye yaklaştım, o buharlı camlardan görüldüğü kadarıyla iki masa dolu, gerçi bu bir tahmin. Birinde Hüseyin amcalar var diğerinde ise Sami abi ile ekibi. Gece kapanışı onlar yapar, memleketin sorunlarını özgürce tartışırlar ama sadece orada. Sonra yarın yürürlüğe girecek kararları alırlar, tabi en azından o an için öyle. Evren Paşa'yı çok eleştirirler ama Evren Paşa oraya gelse ayağa kalkar esas duruşa geçerler. Onları da suçlamamak lazım çünkü burada işler böyle yürüyor, kimse özgürce bir konu hakkında fikrini belirtemez hatta benim yerime de Evren Paşa fikir belirtir, yoksa adamın kıçından şırınga ile kan alırlar. Kapıyı yavaşça açıp içeri girdim, başım önümde hızlıca köşe başındaki cam kenarı masaya yöneldim. İçecektim, içmeliyim de. Yine Arap Şükrü çalıyordu radyoda, içerde duman yayılmış hepimizin üzerinde kara bulutlar oluşturmuştu. Sami abi yanıma yavaşça geldikten sonra ne içersin evlat diye sordu. Başımı öne eğerek 35'lik alayım dedim ve ekledim; parayı demeden elini ağzına götürüp sus işareti çekti. Bugünde Sami abinden olsun dedi. O an çok mutlu oldum be, dünyada hele ki darbe sonrası anamız ağlamış İstanbul'un yoksul bir mahallesinde, yoksulluğun dibe vurduğu, herkesin yas tuttuğu, baskı ve dikta rejiminin olduğu, herkesin birbirini ispiyonladığı bugünlerde böyle insanların olması geleceğe dair umutlu olmama neden oldu. Mesele bana rakı ısmarlaması değildi tabikide böyle ince düşünen insanların var olması yeterliydi. Bu masayı çok seviyorum ben büyük pencereden lanet olası sokakları fikirlerim tutsak alınmadan, işkence görmeden özgürce izleyebiliyordum. Ben bunları düşünürken rakım geldi, nefis mezeler önüme serildi sanki aç olduğumu anlamıştı Sami abi, bol keseden doldurmuştu. Yavaşça mezeleri tatmaya, rakımı koymaya başladım. Birinci dubleyi attıktan sonra etrafıma bakmaya başladım. Bu arada masada unuttuğum sigara beni çok mutlu etmişti böylesi kötü bir süreçte. Böyle zevzek bir duruma sebebiyet verdiği için yaktım sigaramı ve ikinci dubleyi dolduruverdim. İkinci dubleyi içmeye koyuldum hızlıca. İkinci duble, aşağı dökülürken tuvalete dökülen bu aralar karaborsaya giren çamaşır suyunu anımsatıyordu. O aşağı inerken ruhum temizleniyor daha özgür daha bağımsız oluyordum Evren Paşa'ya inat. İkincisini de içtikten sonra memleketi rehin alabilecek potansiyele ulaşıyordum. Duvara dayalı koltuklara baktım, Sami abi, mahallemizin neşesi Laz İsmet, adını bilmediğim Diyarbakır'dan göç etmiş abi ve meyhanenin olmazsa olmazı radyomuzda Arap Şükrü'nün sesi vardı. O masa hepimizin ortak kaderiydi aslında. Hangi dile, dine, ırka mensup olursak olalım aynı masada olmak gayet ütopik bir durumdu bu günlerde. Sağ-sol davalarının yoğun olduğu, ötekileştirmenin gayet popüler olduğu bugünlerde bu insanların o masada kardeşçe oturup içmeleri, sohbet etmeleri beni duygusal bir havuzun en derin yerine itmişti. Hepimizin istediği memleket buydu, ihtiyacı olan buydu tıpkı Nazım Hikmet misali ' yaşamak bir ağaç gibi hür ve tek bir orman gibi kardeşçesine ' sözü gibi. Bu arada sigara üstüne sigara yakmaktan aşırı zevk alırım kibrit falan da kullanmam. Bunları düşünürken sigara yakmaya devam ediyorum. Sigara içerken aklıma geldi, sigarayı çok güzel ve derin içen Diyarbakırlı abimiz Kürtçe isminden dolayı cezalandırılmış, işkence görmüş yoksul bir adamdı. Sırf bunun için kendi doğduğu, büyüdüğü kentten kaçmak zorunda kalmıştı, çok acı bir durum değil mi ? Kendi doğduğun, büyüdüğün, acını, mutluluğunu, ailenin, dostlarının olduğu bir coğrafyadan kendi kültüründen bir esinti olduğu için damgalanıp kaçmak zorunda kalmak. Tıpkı Sami abi gibi. O da kendi kimliğini saklayıp yıllarca bizim kültürümüzü bizden daha iyi yaşamış. Belki de ölünce bile bizim kültürümüze, örf ve adetlerimize göre gömülecek. Ama o masaya bakınca umut doluyor ciğerime, ikinci dubleden sonra temizlenen ciğerime. Biraz da Hüseyin amcaya bakayım, o zaten her gece içiyor, konuşuyor, susuyor ve düşünüyor. Güzel bir maaş alan gayet mutlu bir hayatı olan bu adam, oğlunun anarşistliğinden dolayı görevinden uzaklaştırılıyor. Oğlu cezaevinde her gün işkence görüyor. İsmail liseden arkadaşımdı, Hüseyin amcanın anarşist oğlu. O zamanlar bir sohbet evine giderdik beraber, tabi o dönemler sakin, sessiz bir çocuktu, sonrasında bu ülkenin geleceğinin belki de daha cesur olmasına sebep olacaktı. Bunu iyi biliyordum çünkü hukuk son sınıf öğrencisiyken okulunu bırakıp bağımsız, özgür, anti-emperyalist bir Türkiye için sokaklarda özgürce haykırıyordu, sonraki nesiller sokaklarda özgürlüğü için haykırma cesaretini ondan alacaktı. Hayatını ülkesinin daha özgür daha bağımsız olabilmesi için sokaklarda harcadı. Benden sonrakiler bunu daha iyi anlayacak. Ben ve biz korkuyoruz bunu şu an söylemeye ama söylecekler bir gün. Artık eve gitmemin vakti geldi sanırım, yoksa daha fazla hikayeyi kaldıracak gücüm kalmadı..

14 Ocak 2018 Pazar

Kronikleşmiş AT Ürünleri..

Kronikleşmiş AT Ürünleri..

ben seni seversem şair olurum kelebeğim
atlarım olur beraber sana nal salarız
sırtında sucuklu yumurta yapar
karnımızı doyururuz
ben seni seversem atlarım aç kalır
beni de sevmez artık fıstıklı cezeryem
ben seni öpersem atları öpmem şiir yazarım
annemi de mutlu edemem
ben üzülürsem şair olurum
allah muhafaza koru beni
yağmur sırtıma yağmaz
şemsiyeler tedavülden kalkar
ben kızarsam reformlar gecikir
asgari ücret daha da azalır 
et fiyatı da ucuzlamaz artık
yoklukta atlar kesilir ben de seni keser en şişman yerlerinden dişlerim
ben şair olursam seni de severim
şiirden ötürü
gözlerin şiirin en alt dizesinde yer arar mandalina kabuğum
rendelerim evde kokuşmuş hıyarları sonra sen kokarsın cevizli pestilim
ben şair olursam seni çok severim mercimek çorbam
içine limonu bol sıkarım
benzine zam gibi her gün daha da artarım
koru beni halkımız zarar görmesin
yoksa şairlikten aldığım maaşı benzine kullanır
üstüme döker isyan ederim
ben şair olursam seni de görürüm
sana şeftali parçacıklı meyve suyu alırım
sen içersin ben izlerim
izlemek büyük günah
hâşâ affetmezsin
yine kırar dökersin künefemin kaymağı
sonra ver yansın tekel büfeleri
açık büfe ile satış yapar bana at etiyle yapılmış şarabı
abartma gök çekirdeğim
sen şiir olamazsın
ben de eflatun ata binen superman..

Kan Yağan Coğrafya..

Kan Yağan Coğrafya..

adını anmak zor ve tehlikeli
faşist boğalar hesap ödemeden ezer
sana kalan ağlamak
ağlamak yalnızca tek dilde meşru
eklemdeki acılar sessiz
tebessüme korku zıvana
hep susturuluyor kelimelerin eskisi
orgazm raporlar keskin
herkes belli belirsiz dölleniyor
içinde var olmak
ağıtlara gömülmüş coğrafyanın
hep kan yağmış kuyular dolu

burda yaşamak kimliği belirsiz bir ceset
konuşmak panzehir
haykırmak en tehlikeli sperm
gecenin hududu ise korkutur
kafan taşa basılsa dilsiz kefenler giyip seyre dalarsın
beyaz toroslar acımasız hızlı
sağır tutanaklar hep iş icabı
burda kuyular derin ve de sessiz
içinde belirsiz ölüm kokusu
içine giren kimliksiz
içine giren dilsiz cenaze
baş kaldırmak hadsizce
şiddete kurban dilin ağzına ölümlenmiş
haykıramazsın tek kelime
bağnazlık dolu kentler lüzumsuz ölülere gebe
mezar taşın isimsiz
üstelik boş mezar
burası annelerin cenazeye sevindiği yer
burası hep cumartesi
burası üstümüze kan yağan ölü şehir dolu
kuyular derin ve de ölü deniz
kork sus konuşma
sonumuz hep kuyu
hep ölmek
her gün ölmek..

Maningrad'a Mektuplar.. 4

Maningrad'a Mektuplar.. 4

Sevgili Maningrad'a,

Merhaba Maningrad, bugün yine sana yazıyorum. Soğuk bir hava var burada ve çok acıtıcı. Senden sonra hiç ısınmadı buralar belki de senin gelmeni bekliyor sıcak körpe esintiler. Bilmiyorum sadece belki de demek zorunda kalıyorum ya da buna inanıyorum. Sen varken en stratejik yağışlarda bile ıslanmaz, üşümezdim. Keşke şuan olsan da ben tir tir titresem, ellerimi avucuna alıp mevsim sıcaklıklarının üstünde bir üflemeyle ısıtsan ama sadece keşkelerle yetiniyorum. Bu sana 4. mektubum ve senin hiçbir mektubun gelmedi. Belki de gönderdin bana ulaşmadı. Biliyorum, evet biliyorum gönderdiğini çünkü senin yüreğin elimi ısıtan, bedenimi, ruhumu ısıtan üflemelerin gibi sıcak tıpkı fırından çıkmış sıcak taze bir ekmek gibi. Yüreğin şeffaf bir poşet gibi hassas, içinde tomurcuklar yuva yapmış bir mavi. Gökyüzü mavisi gibi ferahlatıcı.

İyisin değil mi ? Sen hep iyi kal, en güzel şiirler gibi ol. 

Uzun zaman oldu gideli. Dönmenin dört kapılı her kapısı ayrı bir şekilde açık olan ev gibi bekliyorum. Sen de özledin biliyorum. Sen gittikten sonra ilk kez bu kadar çok şey biliyorum. Bilmek kötü bir duygu, benim patikamda hüzünle sağlanmış bir istikrar. İstikrar da kötü bir şemanın yalın hali. Neden diye soracak olursan gelmeyişinin istikrarı beni içi yalnızlık dolu yıldırımlara maruz bırakıyor. Oysa ben sana maruz bir içi kemik dolu çuvalım. Sen gittikten sonra herşey rasyonel. Duvara baksam duvar, saate baksam saat, çiçeğe baksam çiçek..... Oysa sen gittikten sonra görmedim ve kımıldayan varlıkları herşey olduğu gibi sade, sakin. Senin olduğun en karanlık nüfus sayımları bile içinde milyonlarca duyguyu, canlılığı ifade ediyordu. 

Sen gittin herkes sustu 
Sen gittin herşey sıradanlaştı 
Sen gittin gökyüzü hep siyah.....


Bana yaz olur mu ? Yaz işte bir harf yaz. 

Kendine iyi bak gök çekirdeğim, beni anmak istersen yıldızları tek tek say. 

Sana yıldızları biriktiren Moderado..

Sahipsiz Ezgilerin Cinayeti..

Sahipsiz Ezgilerin Cinayeti..

ben seni vişneli kekler gibi oturtuyorum böğrüme
yalnızlık bir bazuka misali oturuyor göğsüme
ben yalnız ben gölgesiz ve de karanlık
sokak ortasında oturuyor
uzayan bıkkınlığın sonsuz damarları
büyük bir iştahla özlüyorum seni
büyük hadsiz kalır senin bazında

sokaklarda enstrüman cinayetleri alıyor başını
ezgiler cinayetlere gebe
sen bende kanser
kalp kapakçıkları kapalı
usulsüz notalar en iç yanımda cinayet
sensiz kent çok sokak ortası cinayet
rock ezgiler sallıyor içine sindiğin kafamı
alıyor gitmeye çalışıyor
caz gibi oturup kalıyorum aynı betona
ve cinayetler hep içimde birikiyor

polis zanlıyı arıyor
her gece parmak izi topluyor
bizim eceli çağıran yüreğimizde
ama senin parmak izin yoktur
telkinler boşa
cinayet göğsümün sol iç çapağında
hadsiz bedenler büyük kırıklıkta
içinde metabolizma dolusu hayal
evren boşluğunda

hâlâ sevmek korkusuzlara rehber
bana taarruz devam ediyor
modern kalpten bir kesik
aşktan ayrılığa hep çalmış
sokaklar hep cinayet izi
ama senin parmak izin yoktur
durup soru sorma
dört camını da sevmek zorunda ev
yoksa paranoya yıldızlar ateşe tapar
sen yıldızlar gibi parlak
seni sevmek yıldızlar gibi
ben seni deli gibi
ben seni hâlâ
bir seni..



11 Ocak 2018 Perşembe

AT Gecelikleri..

AT Gecelikleri..

81
Çocukları izleye izleye onları idol olarak görür çocukça hayallere dalardım çünkü kişi en çok çocukken mutludur.

82
Yağmurda buğulanmış cam olmak istemem, düşünsene herkes kursağında kalmış şeyleri üzerine yazıveriyor ne kadar kötü bir kıvılcım bu.

83
İlginçtir ki hepimizin ortak bir yaşanmışlığı var futbol topuna dokunmak gibi.

84
Bu hayatta sadece kendisi için yaşayan birine gitmek sözcüğünü kullanmak yağmur da çiçekleri sulamak anlamına geliyordu, benim farelerin kemirdiği lugatımda.

85
Unutma hayat futbol topuna benzer, ona ancak sen yön verebilirsin.

86
Annem çok daha güzel gülüyor bugün tüm anneler gibi üstelik bir cumartesi günü. ( Cumartesi Anneleri )

87
O atların geviş getirmeyen tarafında kendi avucuna sığamamış bir nalı, saçlarından topluyordu. Atlar renkleri ayırt edemez, göğü dinler bir kahramana dönüşürdü tüm sevgisizlere inat.

88
Sana çiçekler koparıp getirirdim, ona tohumlarını getirmeye başladım çünkü çiçekler koparılınca değil ekilince açar bu manyak düzende, bunu en son seninleyken anlamıştım.

89
Biz sarımsağı göğsümüze bastırsak, bastırılmış duygular gibi kokusu daha da yayılır.

90
Biz insanoğlu yaşadığımızı hissettiğimiz an hayatımıza direkt etki etmiş herşeyi, herkesi bir sarımsağın içine koyup yiyyebiliriz.

91
Çiçekler açmaz demiştim bir daha ama yanılmışım tohumları ekmezsen çiçekler açmaz zaten.

92
Yaşıyoruz lan bu yetmiyor mu yaşama dair umutlu olmaya?

93
Genizden kaçıveren bir nefestir umutsuzluk, geriye kalan her nefes, herşey birer umuttur.

94
Kendini hayatın, insanların, hayvanların, doğanın akışına bırak bana inan herşey çok daha güzel olacak.

95
Sen alimünyum folyo ile kaplanmış bedenini ürkek denizlere bırak, açar sol yanında
her yanı bandajla sarılmış çiçekler .

96
Görüyorsak yıldızları yada görmek istiyorsak işte o zaman ne olursa olsun umut zamanın ta kendisi olur.

97
Unutmayın biri size birşeyler anlatmak isterse yada anlattığınızı dikkatle dinlerse bilinki o insan yalnızdır, çünkü yalnız insanlar ya anlatmayı çok isterler yada dinlemeyi.

98
Uykusuzluktan yalnızlık doğar, kendimi kırılmış kadınların
ayaklarının altına bırakır
tüm sevişmek için bahane arayan çiftlere
şarap oluveririm.

99
Karanlığa çekin kendinizi mum ışığı gider birgün yine karanlık kalır hepimizin yarım kabuk bedenine.

100
Sanırsam benim tarihi yapımı dokuyan içimde ki filozof demişti; insan küllerinden yaratılmıştır.