Zamansız Hayaller Kilisesi..
bağzı hayaller vardır
içimizdeki şeytana taş çıkartan belkide son bir cehennem meleğidir yukarıdan aşağıya
bir kova su gibi boşaltılan.
bir limandan yukarı sarkıttım ciğerimde biriken tüm balonları umut dağıtması için
tüm ipsiz bucaksız mahalle aralarına
pamuk şeker yiyen çocuklara
yada sokak başlarında
ayakkabı boyatan
koca yürekli dayılarımıza
ulaşamadı o balon
belkide ulaşmamak için
yola koyulmuştu
ama biz yine de
koskoca umutlarımızı
vuvuzela deliğinden sığdırdık
o patlayası balona
balon havalanıp havalanıp
patlayıp umut dağıtacaktı
tüm bizim gibi
hayalperest vücutlara
lakin balon
havalanıp havalanıp kayboldu hepimizin
nefes dolusu gökyüzünde
işte o zaman hayallerimiz
umutsuz vakalarla doldu
yeşil reçetesi elinde kaldı
birçok hastanın
yada pratisyen bir hekim tarafından yazılan ince uçlu ilaçlarımız kaldı elimizde
belkide
onlarla daha da mutlu olacaktık
kısa bir süreliğine
ama ne yazık ki gökyüzünde ki kuşlar izin vermedi buna balonlarımızı
umuda koşan kollarından
tutup kaçırıverdi
işte biz o an düşündük
kuşları plastik cetvellerle yaptığımız sapanlarla vurmaya..
3 Kasım 2017 Cuma
Sevgili Maningrad'a..
Sevgili Maningrad'a..
Merhaba Maningrad öncelikle nasılsın, neler yapıyorsun? Çok isterdim mektuba daha güzel afili kelimelerle başlamayı lakin hiçbir zaman güzel bir şekilde başlayamadık bir senaryoya bunu en iyi sen bilirsin. Sana şunu sormak istiyorum, Ah Maningrad! Neden gittin ? Oysa ben senin ayakkabında bulutları sulamıştım. Uzun zaman oldu hep senden mektuplar bekledim gelmedi bir türlü hep kayıkçıların küreğine takıldı biliyorum yoksa sen beni unutmazsın. Unutmazsın değil mi Maningrad? Çok bekledim seni bir iki fotoğrafın ve anılarınla yaşadım yıllardır. Beklemek çok zor Maningrad düşünsene bir AT'ın var çok hızlı koşuyor ama sen ona binemiyorsun bile seni beklemek de öyle bir şey hep özlem dolu boğaz dolusu kıvılcım dolu. Anılar demişken aklıma birşeyler doldu yine seninle paylaşmak istiyorum bilirsin anıları çok severim seni sevdiğim gibi. Bir keresinde beraber AT'a binmiştik seninle koskocaman bir bahçeye karşı o zaman ellerini sıkıca belime sarıp karanfil kokan gömleğimi koklamıştın, AT'tan korkmuştun ve indiğimizde sarılıp koklamıştın karanfil kokan gömleğimi. Her AT'a bindiğimde sen aklıma bir uçağın pergelleri gibi sarılıyorsun. Aklıma sarılmak demişken söyliyeyim sana hasret dolu hikayeler biriktirdim çık gel aklımın sarıldığın köşesine.
Ah Maningrad !
Büyük ormanların salonunda bana ilk çay koyduğunda sana tutam tutam papatyalandım.
Hatırlar mısın o günü bana ilk çay koyduğun günü, o gün yaşanan herşey dünyanın en gününe dahil. Güzel bir arka bahçenin yeşermiş elmaları gibiydi o gün. O gün bir bidon sütün verdiği meyveler dolusu bahçeleşmişti dünya. Dünya demişken senden sonra dünya bir gökkuşağın renklerinde buharlaşmıştı yada ne bileyim Kireçburnu sahili tütmüştü sıvazlanan burnumuzda. O gün anlatılmaya kalkınsa sayfalar yetmez o günün rengarenk buharına.
Hatırlar mısın deli gömleğini giyip o koskoca evrimleşmiş bahçeye dönük gülüşler atıyordun gökyüzü dolu yüreğime. O gün çay koydun bana be ilk kez çay koydun bir yerlerden sivrilen gönlüme. O gün çok başkaydı Maningrad. O kadar yüklem doluydu ki anlatınca o günlere dönüyorum.
Neyse Maningrad ben uzun tutmayayım senin o sırma yüreğini, gözlerin yorulur sonra bilirsin gözlerin dünyayın en güzel uykusudur uyuyunca uyanılmaz bir rüyadır.
Anılarımız gibi kal Maningrad..
Sana güzel anılar bırakan Moderado.
Merhaba Maningrad öncelikle nasılsın, neler yapıyorsun? Çok isterdim mektuba daha güzel afili kelimelerle başlamayı lakin hiçbir zaman güzel bir şekilde başlayamadık bir senaryoya bunu en iyi sen bilirsin. Sana şunu sormak istiyorum, Ah Maningrad! Neden gittin ? Oysa ben senin ayakkabında bulutları sulamıştım. Uzun zaman oldu hep senden mektuplar bekledim gelmedi bir türlü hep kayıkçıların küreğine takıldı biliyorum yoksa sen beni unutmazsın. Unutmazsın değil mi Maningrad? Çok bekledim seni bir iki fotoğrafın ve anılarınla yaşadım yıllardır. Beklemek çok zor Maningrad düşünsene bir AT'ın var çok hızlı koşuyor ama sen ona binemiyorsun bile seni beklemek de öyle bir şey hep özlem dolu boğaz dolusu kıvılcım dolu. Anılar demişken aklıma birşeyler doldu yine seninle paylaşmak istiyorum bilirsin anıları çok severim seni sevdiğim gibi. Bir keresinde beraber AT'a binmiştik seninle koskocaman bir bahçeye karşı o zaman ellerini sıkıca belime sarıp karanfil kokan gömleğimi koklamıştın, AT'tan korkmuştun ve indiğimizde sarılıp koklamıştın karanfil kokan gömleğimi. Her AT'a bindiğimde sen aklıma bir uçağın pergelleri gibi sarılıyorsun. Aklıma sarılmak demişken söyliyeyim sana hasret dolu hikayeler biriktirdim çık gel aklımın sarıldığın köşesine.
Ah Maningrad !
Büyük ormanların salonunda bana ilk çay koyduğunda sana tutam tutam papatyalandım.
Hatırlar mısın o günü bana ilk çay koyduğun günü, o gün yaşanan herşey dünyanın en gününe dahil. Güzel bir arka bahçenin yeşermiş elmaları gibiydi o gün. O gün bir bidon sütün verdiği meyveler dolusu bahçeleşmişti dünya. Dünya demişken senden sonra dünya bir gökkuşağın renklerinde buharlaşmıştı yada ne bileyim Kireçburnu sahili tütmüştü sıvazlanan burnumuzda. O gün anlatılmaya kalkınsa sayfalar yetmez o günün rengarenk buharına.
Hatırlar mısın deli gömleğini giyip o koskoca evrimleşmiş bahçeye dönük gülüşler atıyordun gökyüzü dolu yüreğime. O gün çay koydun bana be ilk kez çay koydun bir yerlerden sivrilen gönlüme. O gün çok başkaydı Maningrad. O kadar yüklem doluydu ki anlatınca o günlere dönüyorum.
Neyse Maningrad ben uzun tutmayayım senin o sırma yüreğini, gözlerin yorulur sonra bilirsin gözlerin dünyayın en güzel uykusudur uyuyunca uyanılmaz bir rüyadır.
Anılarımız gibi kal Maningrad..
Sana güzel anılar bırakan Moderado.
2 Kasım 2017 Perşembe
Annem Beni Öptü..
Annem Beni Öptü..
Güneşli güzel birgünün en kötü yanı evde oturmaktır, hele ki yaşadığınız şehir uzun zaman sonra ikliminde bu denli bir yumuşama yaşamışsa bu daha da kötü bir durumdur.
İşte böyle bir şehirde, böyle bir günde evde yalnız başına oturuyordu Nejat. Yorgun, bitkin bir şekilde oturuyordu, elleri avuçlarının arasındaydı ah ah diye inliyor sıkıyönetim dönemlerinde işkence görmüş bir delikanlı gibi aldırış etmiyordu işkence gördüğü yerlerine sanki sıkıyönetim döneminde içeri tıkılıp feci bir işkence gördükten sonra herşeye rağmen duvarın dibinde oturmuş sigarasını yudumlayan bir mahkumu andırıyordu onun bu tavrı. Nejat bedeninin çektiği büyük acıya rağmen duvarın dibinde oturup ateş kullanmadan sigara içiyordu sanki birazdan ölecekmiş gibi çok içten yudumluyordu sigarasını elinde ise hiç vazgeçemediği birası vardı herşeye inat ölüme göz kırparcasına içiyordu iki kardeşi. Evinin duvarlarını sürekli unutkanlık yaşadığı için geçmişinin de çok önemli yer edinen bağzı şeylerin posterleri, not kağıtları vb. farklı şeylerle doldurmuştu ve bunun çok acı birşey olduğunu anımsayıp bedeninde ki virüslerden çok acıttığını söyleniyordu sürekli ama kim olduklarını hatırlamıyordu.
Uzun zamandır hiçbir şeyi hatırlamıyordu Nejat, hatırlamak istediği şeyler vardı ve bugün hatırlayacaktı, hatırlamak istiyordu, o günün bugün olduğunu biliyordu, ondan ötürü evden çıkmadı bugün. Artık pek bir vaktinin olmadığını biliyor ona göre hatırlamaya çalışıyordu. Duman altı olan bu evin heryerinde kağıt parçaları, bira şişeleri, sigara paketleri, cigara yaprakları, not kağıtları, fotoğraflar, kaç anı defteri ve birçok şey vardı. Çok dağınık bir evdi tıpki Nejat'ın kafasında ki imar bekleyen projeler gibi ama bugün son kez denemek istiyordu hatırlarsa gözü açık gitmeyecekti ve çok şey yazmıştı önce onları okudu geçmişinin nasıl olması gerektiğini yazmıştı o yazdıklarında, sonra açıp herşeye bakıp hatırlamaya çalıştı. Birşeyler hatırladı sanki annesini öptüğünü hatırladı önce, bu yazdıklarında vardı çünkü annesine büyük bir özlem duyan Nejat bunu hatırlamıştı ve mutlu olmuştu yıllar sonra, belki de mutlu olması kapıyı aralayacaktı herşeyi bir bir hatırlayacaktı.
Evet tam da öyle oldu annesini öpen Nejat hatırladı 4 yıl öncesini, evet evet hatırladı onu bugüne getiren o günü hemen sigarasını yaktı sigara onun bu hayattaki en büyük dostuydu onunla paylaştı yıllarca beklediği bu anı. Açtı yazdıklarını tek tek okumaya başladı daha da hatırladı birşeyleri ve o güne geldi ' her zaman dönüp dolaşıp o güne geleceğimi biliyorum ' diye yazmıştı öyle de oldu o güne geldi, herşeyi yeniden yaşayacaktı.
4 yıl evvel güzel bir üniversitenin güzel bir bölümünde öğrenim görüyordu yıllarca hayatında hiçbir şeyi umursamayan Nejat, hayata bakış açısıyla çok dikkat çekilen bir tipti ama sonrası pek de öyle olmamıştı ama en azından o güne kadar öyleydi. Yaşadığı birçok olumsuzluğa rağmen hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu, eğlenmeyi aşırı seviyordu, alkole ve sigaraya aşırı düşkündü, çok çapkındı, gezmeye bayılır, kitap okumak için vakit ayırmıyordu okuyordu çünkü. Aşırı umursamaz olması onun sonunu getirdi desek yeridir çünkü o bunu biliyordu ve bugün bunun farkına varmıştı. Devam etti hatırlamaya mükemmel bir hayatı olan Nejat gribe yakalanmıştı ilk kez grip olmamıştı ama bu grip öteki gripler gibi değildi birden herşeyi yolunda giden Nejat'ı Haziran'ın sonunda bir felakete sürükleyecekti hemen burda açtı çok sevdiği bir şairin ' Hatırlat da haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım ' şiirini okudu gözleri doldu, ağladı. Geçmişinin şaraplarını dolaptan çıkardı hatırladıklarıyla.
O güne gitti tekrar Nejat, hayatının en kötü günü değildi ama kendi elleriyle en kötü günü yaptı, Haziran'ın sonlarında hayatını yaktı. Günlerce hiç olmadığı kadar yorgundu o hiperaktif hayatında ilk kez yorgun düşmüştü, kas ve eklemleri ağrıyordu, garip bir hal almıştı ve bu kaç günün sonunda kan kustu ilk kez bu durumu yaşadığı için endişelendi çocukluğunun geçtiği hastanelere bu kez hasta olduğu için gitti. Annesi hemşire olduğu için hastane de büyüdü zaten hep ilaç kokardı bugün yaşadığı duygusallığının temelini de burdan almıştı. Hastaneye gitti, doktora başvurdu tahliller falan alındı sonra doktor Nejat'ı odasına çağırıp görüşmek istedi, doktor Nejat'ın gözlerinin içine bakınca kötü birşey olduğunu anladı Nejat, çünkü ne zaman biri onun gözlerinin içine bakarsa kötü birşey diyecek diye kaygılanırdı aslında haklıydı da çünkü yoksul bir mahallenin küçük bakkalı olan babası öldüğünde annesi gözlerinin içine bakıp söylemişti babasının öldüğünü, bundan dolayı çok korkardı ve öyle de oldu korktu. Doktor hasta olduğunu söyledi virüs kaptığını söyledi ve birtakım sorular sormaya başladı, Nejat şok geçirdi çünkü o hep toz pembe bakardı kötü birşey onu bulmayacak diye düşünürdü ama ne çare ki bulmuştu onu hemde en kötüsü. Kabullenmedi itiraz etti doktora ama doktor büyük bir üzüntüyle kabullenmesi gerektiğini söyledi ve hemen tedavi olması gerektiğini söyledi, bunu kabullenmen gerek Nejat herkesi bulabilir bu virüs seni de bulmuş önemli olan seni bulması değil seni kurtarmak dedi ve sigara, alkol, cinsel ilişki, kirli ortamlardan mutlaka uzak durmasını söyledi aksi takdirde bu onun sonu olacağını söyledi doktor. Nejat babasından sonra ilk kez ağladı, yıllarca gülen, güçlü olan Nejat bir kediye bürünmüştü. Mutlaka tedavi olması gerekiyordu HIV virüsünden kurtulması için aksi takdirde karaciğer yetmezliği, siroz hatta daha da kötüsünü yaşayacaktı. Hastaneden çıkıp eve gitti Nejat, açtı rakısını yaktı sigarasını ve olmazsa olmazı Neşet Ertaşı, bu aklına geldiğinde evde bulunan plaktan bir Neşet Ertaş müziği açtı sigarasını her zamanki gibi yine yudumluyordu. Ne yapacaktı bilmiyordu çok çaresizdi, çok korkmuştu. İzlediği filmlerin, okuduğu kitapların karakterlerinin etkisinde kalıp korkmuştu, çok üzgün bir şekilde günlerce dışarı çıkmadı ilaçları da kullanmaya başladı. İlaçlar epey ağırdı, psikolojik bir bunalım yaşamaya başladı ve günler sonra hiçbir şeyi takmama kararı alıp eski hayatına dönme kararı aldı. Çünkü kendisini taşıyamayan bir adamdı, bir virüsü taşımayı asla kabul edemiyordu. Eski hayatına döndü, tedaviyi reddetti, alkol ve sigarayı aşırı tüketip, sağlığına dikkat etmemeye başladı. Nejat güçlü bir adamdı ama bazen insanın kaldıramayacağı gerçeklerin olduğunu düşünüyordu, o da kaldıramayacağını bildiği için kabullenmedi lanet olası virüsü. Günler aylar geçiyordu Nejat ölüme göz kırparcasına çılgınca içiyordu artık başka maddelerde kullanıyordu çünkü herşeyi reddetmişti ve hastalığını herkesten saklıyordu gayet iyi de başarıyordu. Kimsenin bilmesini istemiyordu, kimsenin ona o gözle bakmasını istemiyordu, kabullenemezdi. Öyle de yapıp hep sakladı hastalığını görünmeyen virüs gayet iyi saklanmıştı. Birgün bir barda birasını karanlıklar içinde yudumlarken birisi gözüne çarptı, çok çapkın olan Nejat hastalığından sonra sürekli çapkınlık yapıyordu ama sonrasında aylarca çapkınlık yapmamıştı. O gün barda gördüğü kadına epey baktı neyse diyip içmeye devam etti sonra kadın ona baktı Nejat'ın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Nejat kadına sigara uzattıktan sonra kadında olumlu bir tepkide bulundu, sonra tanıştılar.
Aslında Nejat kadınlardan kaçıyordu bir süredir, beraber kaldığı kadınlarla belli bir ilişki yaşadıktan sonra kaçırıyordu kendisini onlardan, hatta hayatı boyunca kimseye sarılıp uyumamıştı o zamana kadar. Işıl, Nejat'a göre çok daha monoton yaşayan bir kadındı, Nejat'la bir süre beraber takıldıktan sonra birbirlerine aşık olduklarının farkına vardılar ama ikisinin de birbirinden habersiz büyük korkuları vardı. Nejat hastalığından ötürü çok korkuyordu ama aşık olmuştu bir kez. Işıl ise Nejat'ın yaşantısından korkuyordu çünkü Nejat çılgınlar gibi yaşıyordu onun aksine ama birşeyin farkında değillerdi aralarında ki büyük farklara rağmen aşk, sevgi onları bir araya getiriyordu, bu sevginin gücünün bir kanıtıydı. Başta herşey güzeldi Nejat'ın yaptıkları, Işılın yaptıkları karşılıklı olarak birbirlerini memnun ediyordu. Sonra devam ettiler, güzel günlerin sonunda kavgalar, hakaretler başladı aslında Nejat, Işılın onun hastalığından şüphelendiğini fark etmişti ve kendisinden soğutmak için birtakım saçmalıklar yapıyordu, Nejat ilk kez bir kadına sarılıp uyuyordu sabahlara kadar ağrılarından ötürü uyuyamıyordu, dudaklarını sıka sıka parçalamıştı, kaslarını da kontrol edemiyordu, Işıl da şüphelenmişti ama Nejat onu da kandırmayı başarmıştı. Nejat ışıldan sonra ilk kez kaygılanmıştı birşeyleri düzeltmek istiyordu Işıl için iyileşmek istiyordu çünkü Işıl Nejat'ın hayatına çeki düzen vermesini çok istiyordu ve bunun için çabalıyordu, Nejat ise kendisinden soğutmaya çalıştığı için de pişman olmuştu ama herşey için çok geçti çünkü ışıl kararını vermişti, gidecekti Nejat'tan. Öyle oldu Işıl gitti, Nejat ise iyileşmek için çabalamaktan vazgeçmişti. Güzel bir filmde geçiyordu ' sevmek de yetmiyormuş bazen, çok önceden rastlaşacaktık ' repliğini söylendi durdu günlerce Nejat. Işıl gitti ve Nejat bir daha hiç toparlanamadı, içti durdu kendini tamamen virüslerin duvarına ördü. Günler geçtikçe Nejat daha da kötü oldu Işıl hayatındayken bir nebze de olsa düzelmişti herşey ama sonra gitti herşey daha da berbat bir hal aldı. O yıl Nejat okulu bırakıp uzaklara gitmeye karar verdi, hani hepimizin hep isteyipte başaramadığı uzaklar varya işte tam da oralara. Ve gitti, ülkesinin en büyük şehrine yerleşip çevirmenlik yapmaya başladı, akşama kadar kazandığı parayı içip tüketiyordu eski Nejat yoktu kilo vermişti, saçları dökülmüştü, vücudunu yaralar sarmıştı ve herşey için çok geç kaldığının farkındaydı ama onun için en kötüsü yaşamaya olan umudu ve umursamazlığı tükenmişti işte onu bu bitirmişti. Sonra akli dengesini kaybetmişti kısmen ve büyük bir bunalım yaşıyordu, tükenmişti ve günlerce kan kusmasından sonra kapatmıştı kendisini dört duvar arasına. Kimse Nejat'a ulaşamıyordu, ne Nejat'tan başka kimsesi olmayan annesi nede düşlerinde ki büyük Işılı.
Nejat herşeyi hatırladıktan sonra pişmanlıkları için ağladı ağladı, yaktı sigarasını son kez birasını yudumlayıp artık vaktinin geldiğini düşündü. Çünkü artık ağrılara dayanamıyordu daha da fazlası vardı şimdi aylarca yıllarca hatırlamak istediği şeyleri hatırlamıştı en çok da annesine sarılıp ağlamak onu koklamak istiyordu bunun içinde geç kalmıştı. Ve geceyi bekledi çünkü hayatta en büyük tecrübeleri geceleri öğrenmişti Nejat. Yıllar evvel Işılın öptüğü avucuna aldığı neşteri annesinin öptüğü bileklerine doğru götürdü babasına da çok kızgındı onu bırakıp gittiği için, neşteri bileğine doğru götürüp kesti bileğini belki de onun için bir kurtuluştu ölüm ve oturduğu duvara bakıp dalıverdi posterlere çalan müzik eşliğinde, elinde son sigarası vardı yıllar evvel beraber sigara içtiği Işıl vermişti ona ve Nejat bugün için saklamıştı bu sigarayı ama sonradan hatırladı kimin verdiğini, sonra ağzında çıkan son sözlerle veda etti hayata.
Ölmek üzere olan birinin son sözlerini kimse bilemez..
1 Kasım 2017 Çarşamba
Aşk Bir Şiirdir..
Aşk Bir Şiirdir..
aşk bir şiirdir
sen yazarsın başkası okur
ayyaşların terk edilmesi dahil
şiir bir şehirdir
tüm şehirler gece güzeldir
agnostik kadınlar gibi
bir ayyaş da şiirdir
buharlaşmış atlar gibi
üstelik cenazeyi yıkayan son kişidir
terli atların konduğu cenazeyi
cehaletle sınanmış atlar
ayyaşın durak saatine konarsa
fiziksel temas mağduru bileklerden
evham yalnızlığıyla düşer toprağa
agnostik kadınlar terk ederse
sersem yağmur tanelerini
ayyaşlar konar
cenaze töreninin pas tutan gövdesine
cehaletle sınanmış atlar
düşerse ayyaşın saçına
ayyaş kan kapanına sokar
döker gökyüzüne saçını
agnostik kadınlar
buğularsa çevik siyahları
ayyaşların göz damarları patlar
sokaklar kan damlacıkları dolar
cehaletle sınanmış atlar
düşerse ayyaşın bedenine
bedeninin yorgun cıvıltısı
bedenine döşer patlamış dinamitleri
cehaletle sınanmış atlar
ayakta işemezse
normale döner haber bültenleri
ayyaşlar sevişmeyle döllenip
sıradan sokaklarda açar
birer birer
agnostik kadınlar terkederse
cenaze namazını
ayyaşlar cin oluverir
caminin geviş getiren avlusunda
cehaletle sınanmış atlar
konarsa şiire
geceler ayyaş dolar
tüm şehirler şiir kokar..
aşk bir şiirdir
sen yazarsın başkası okur
ayyaşların terk edilmesi dahil
şiir bir şehirdir
tüm şehirler gece güzeldir
agnostik kadınlar gibi
bir ayyaş da şiirdir
buharlaşmış atlar gibi
üstelik cenazeyi yıkayan son kişidir
terli atların konduğu cenazeyi
cehaletle sınanmış atlar
ayyaşın durak saatine konarsa
fiziksel temas mağduru bileklerden
evham yalnızlığıyla düşer toprağa
agnostik kadınlar terk ederse
sersem yağmur tanelerini
ayyaşlar konar
cenaze töreninin pas tutan gövdesine
cehaletle sınanmış atlar
düşerse ayyaşın saçına
ayyaş kan kapanına sokar
döker gökyüzüne saçını
agnostik kadınlar
buğularsa çevik siyahları
ayyaşların göz damarları patlar
sokaklar kan damlacıkları dolar
cehaletle sınanmış atlar
düşerse ayyaşın bedenine
bedeninin yorgun cıvıltısı
bedenine döşer patlamış dinamitleri
cehaletle sınanmış atlar
ayakta işemezse
normale döner haber bültenleri
ayyaşlar sevişmeyle döllenip
sıradan sokaklarda açar
birer birer
agnostik kadınlar terkederse
cenaze namazını
ayyaşlar cin oluverir
caminin geviş getiren avlusunda
cehaletle sınanmış atlar
konarsa şiire
geceler ayyaş dolar
tüm şehirler şiir kokar..
Sadist Çocuğun Öyküsü..
Sadist Çocuğun Öyküsü..
Çok genç yaşta başından geçenler belkide ona varlığını aşırı dozda hisset(tir)me dürtüsü kazandırmıştı.
Annesi gözlerinin önünde babasını öldürdükten sonra kendisini öldürüp fani dünyanın derin sularına bırakınca Alper, ister istemez kötü rüyalar görüp kötü kabuslarla sabahlayıp uyanıp reel olarak gördüğü kördüğüm haykırışlar onu günden güne acımasızlığa itince o da bir sadist eğilimli ruhu inşa etmeye başladı ister istemez o mükemmel geçen çocukluğuna.
Annesi ve babası aslında iyi anlaşmaya çalışan çiftken zaman zaman içlerinde tüm insanlar gibi var olan sadist eğilimler bu çifti birbirine karşı birtakım sorunlara itti. Bu hislerin ağır bastığı gün Alper'in annesi eşiyle girdiği bir tartışma sonucu eşinin kemeriyle onu boğazlayarak boğdu ve hemen ardından Alper'in gözünün önünde yaptığı bu davranıştan ötürü kendisini evinin camından yani 8. kattan atarak yaşamına Alper'in gözlerinin önünde son vererek güzel bir çocukluğu olan Alper'in sonradan sadistliğe eğilimine bir etken oluşturdu. Her insan bir cani yada bir seri katil olamaz; ama her insan bir cani yada bir seri katil potansiyeline sahiptir.
Alper 8 yaşında yaşadığı bu olayların etkisi ve sonrasında kaldığı çocuk yetiştirme kurumunda ona karşı yapılan kötü girişimler, yaşadığı birçok kötü olay, tecavüz girişimleri onu bugün yanında olan sevgilisi Aylin'e karşı tavırlarının belirleyici olmuştu. Aslında Alper de bu davranışlardan çok rahatsızdı ama hayatın ona gösterdiği yorgan altı yüzün bi kaderiydi bu hissiyatları ve bu düşünceleri.
Aylin en başından bi anda aşık olmuştu Alper'e Alper ise zamanla bastıran duygularını kontrol edemiyordu lakin sonunu bildiği bir olayın içinde kendini bulmak istemiyordu çünkü insanlara karşı müthiş bir alerjisi vardı yaşadığı travmaların verdiği iğrelti onu Aylin'e karşı kötü davranışlar sergilemesine neden oluyordu ki çoğu zaman dikkat ediyordu kalbinde çocukluğundan kalan o saf temiz sevgiyle ama istem dışı eğilimleri çoğu kez çok acıtıyordu Aylin'i ama sabrediyordu Aylin. En çok da cinsel ilişki anında Aylin'e acı çektirme isteği Aylin'i sevdiği adamla kendisini en özel hissedebileceği yerde bıktırıyordu, bezdiriyordu ve çok acıtıyordu.
Alper'in bu istem dışı davranışları ikisinin sonunu hazırlıyordu yavaştan ama farkında değillerdi ayrılıp gitmek isteyen Aylin şiddete maruz kalıyordu bir yandan sevgisi ağır basıyordu onu Alper'in acımasız sol yanında tutuyordu.
Günün birinde Beyoğlu'nun arka sokaklarında çok güzel bir Yeşilçam filmini andıran güzel günün sonunda sarhoş sarhoş evlerinin yolunu tutan ilişkilerinin sorunlarına net bir neden bulamayan bu güzel çift eve geldikten sonra birbirilerine son kez sarılacağının farkında olmadan sarıldılar. Yataklarına sarılarak sevgi kokan bir şekilde uzanan bu çift cinsel ilişki sırasında Alper'in her zamanki istemsiz sadist duyguları Aylin'i bu güzel günün sonunda sonu hiçte güzel bitmeyen bir Yeşilçam filmine doğru götürüyordu Aylin ve Alper'i.
Sert bir sözlü kavganın ardından annesinin babasını öldürdüğü an gözlerinde canlanan Alper eline aldığı sert AT maketini Aylin'in kafasına geçirerek yere düşürdü yerdeyken Alper'in gözlerinin içine bakan Aylin 15 sene evvel yaşanan ve bu eğilimleri tetikleyen olayı bir sinema perdesi gibi canlandırdı gözlerinde o an acının verdiği detoneyle ne yapacağını bilemeden annesi gibi cama yöneldi Alper ve yine bir 8. kattaydı dönerek son kez herşeyin güzel olmasını istediği ve yaşanan birçok olayı unutmak istediği sevdiği kadına ve gözlerinin içine bakarak bir Shakespeare oyunlarını andıran sırtüstü atlayışıyla annesi gibi bir sona mecbur bırakıldı.
Alper 8. kattan yere düşerken tüm hayatı canlandı gözlerinde, zamanı geri çevirebilse belki herşey yine çok boktan olacaktı ama belki onu bu duruma getiren bu sadistlik ruhunu inşa eden faili meçhul olaylara engel olabilirdi.
Herşeyde olduğu gibi bunun içinde çok geçti artık..
30 Ekim 2017 Pazartesi
Ah Yalnızlık..
Ah Yalnızlık..
ah yalnızlık
tek bacağı kırık gecenin
kurumuş kanatları ıslak
bir yudum suyun içine kezzap dökülüver
ölü doğan yavrular şahit
ah yalnızlık
bir sandalın kırık kıçı
geceyle akran dua
sınama tanrıyı
içine nal sal faytonlar kırılsın
atlar bana yaşasın
seni öpsün
çiçeklerde açabilsin
karanfile sıcak su ol
papatyaya gözleme
ama tanrıyı sınama
ah yalnızlık
tanrıyla ava çıktık
niyeti belli emniyet kemeri
kalp aşkta kanserdir
gök suya hamile
ah yalnızlık
ağarıyor hasret sıvazı
vahşetin hukuğunda
göğe çalıyor tüm tel parçaları
ölü sorular talebem
zarif yaşama ödevim
ah yalnızlık
yaralı dualar
bedenimde anarşist
kanlı atlar göğe yükselirse
pamuğu şaraba bandır alnına sür
gözeneklerdeki güneş açmıyor
eroinmanlar rutubet tanık
ah yalnızlık
onursuz bir yalnızlık
birgün defolup gitme
beni yalnız bırakma..
ah yalnızlık
tek bacağı kırık gecenin
kurumuş kanatları ıslak
bir yudum suyun içine kezzap dökülüver
ölü doğan yavrular şahit
ah yalnızlık
bir sandalın kırık kıçı
geceyle akran dua
sınama tanrıyı
içine nal sal faytonlar kırılsın
atlar bana yaşasın
seni öpsün
çiçeklerde açabilsin
karanfile sıcak su ol
papatyaya gözleme
ama tanrıyı sınama
ah yalnızlık
tanrıyla ava çıktık
niyeti belli emniyet kemeri
kalp aşkta kanserdir
gök suya hamile
ah yalnızlık
ağarıyor hasret sıvazı
vahşetin hukuğunda
göğe çalıyor tüm tel parçaları
ölü sorular talebem
zarif yaşama ödevim
ah yalnızlık
yaralı dualar
bedenimde anarşist
kanlı atlar göğe yükselirse
pamuğu şaraba bandır alnına sür
gözeneklerdeki güneş açmıyor
eroinmanlar rutubet tanık
ah yalnızlık
onursuz bir yalnızlık
birgün defolup gitme
beni yalnız bırakma..
Defansif Orta Saha, Ofansif Senarist..
Defansif Orta Saha, Ofansif Senarist..
Soğuk bir kış günü Erzurum Büyükşehir Belediyespor-Ankaragücü maçı oynanıyordu. Bende dünden Erzuruma gelip bu soğuk şehri dolaşmaya başlamıştım meşhur cadde dedikleri cumhuriyet caddesinde dolaşıp çifte minareli medreseye gittim tabi bir de cağ kebap ve kadayıf dolması yemeden olur mu ?
Sami Kaya, Bursaspor altyapısında yetişmiş yetenekli bir oyuncuydu gol atmayı çok sever ama bir türlü atamaz ve bundan ötürü başına birçok şanssızlık gelirdi. Mesela bir keresinde kaleye giden topa dokunması golün ofsayt sebebiyle iptal edilmesine neden olmuş ve takımını 3 puandan etmişti, bir keresinde ise gelen ortaya uçarak kafa atmaya çalışması sonucu kafası direğe takılmış ve aylarca sahalardan uzak kalmıştı.
31 Ekim tarihi soğuk bir Erzurum deplasmanıydı, sizde bilirsiniz ki Erzurum da hava yaz ortasında bile eserdi. Ankaragücülü futbolcular maça çok iyi hazırlanmıştı, çünkü önlerinde tarihi bir fırsat vardı kazanıp yıllar süper lige çıkıp tarih yazmak istiyorlardı. İşte bu fırsat Ankaragücü camiasının önüne altın tepsi de sunulmuştu ama sağolsun Sami'nin kaçırdığı sayısız fırsat yanı sıra iki penaltı vuruşundan yararlanamaması Ankaragücünün şampiyonluk yolunda büyük bir yara almasına sebeb oldu 2-1'lik Erzurum yenilgisi.
Ankaragücü 30. haftaya kadar 66 puanlı Altınordunun ardından 63 puanla 2. sırada yer alıyordu akabinde sırasıyla 62 puanla Çaykur Rizespor ve Giresunspor, 61 puanla Adanaspor ve Eskişehirspor Ankaragücünü takip ediyordu. 31. haftada Erzurum yenilgisiyle darbe alan Ankaragücü kalan haftalarda aynı futbolu sergileyerek ligde ilk 6'nın dışında kaldı ve süper lige çıkamadı. Herşey Erzurum maçında başladı o güne kadar herşey yolundayken Sami maçta sürekli hücuma çıktından dolayı onun arkada ki yerini kimse dolduramadı ve böylece Ankaragücü gol yedi, maçı tribünden takip ediyordum bi kanalın Tff 1. lig muhabiri olarak, ilerleyen dakikalarda Sami kazanılan penaltının başına geçti her zamanki gibi ama yararlanamadı bu penaltıdan. Maçın son dakikasında bir penaltı daha kazanıldı uzun tartışmalar sonucu uzun zamandır maçlarını takip ettiğim gol atmaya çok hevesli Sami sakladığı topu penaltı noktasına dikti herkese rest çekercesine topun başına geçti. Tribünler nefesini tuttu çılgın Ankaragücü taraftarı binlerce kilometre geldiği dadaşlar diyarında mutlu bir şekilde ayrılmak istiyordu. Sami kaleyi iyice süzdükten sonra topa doğru yöneldi ayağının kayması sonucu topu direk dışarıya yolladı. Maç bitti Ankaragücü taraftarı tıpkı Sami gibi hüzünle ayrıldı stattan ve 34. hafta sonunda birdaha da Samiyi affedemediler.
Sami de kendini affedemedi koskoca sezon, hedefler onun gol atma merakı yüzünden hüzünle sonuçlandı, ben olsam bende kendimi affedemezdim herhalde o kadar ki duygudaşlık hastalığına yakalanmışım.
Günler sonra ani bi kararla 26 yaşında aktif futbol kariyerine son verdi Sami, bu olay kulislerde çok konuşulmuştu bende bu olayı en derinine kadar araştırma kararı aldım direkt olarak Sami'ye gittim ama uzun süre bulamadım çünkü Sami Ankara'yı terk etmiş, tüm sosyal medya hesaplarını kapatıp gitmişti. Duyduğum kadarıyla sözleşmesini fesh etmesine karşın büyük bir alacağını kulübe hibe etmişti bu benim kafamı daha da karıştırmıştı. 26 yaşında ki bir oyuncu neden büyük bir miktar parayı bırakmıştı bunu da geçelim neden kazanacağı daha büyük paralar varken futbol kariyerine son noktayı koydu ya da neden defansif bir orta saha oyuncusuyken golü bu kadar seviyordu? Bunlar deli sorular olarak günlerce kafamda büyük polinomlara yol açtı. Artık dayanamayıp bu adamı bulmaya karar verdim meslek hayatımı da es geçerek kafamda ki sorulara cevap bulmalıydım ve öyle de yapıp peşine düştüm.
Muhabir arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre Bodrumun Gümüşlük beldesine yerleştiğini duydum ve hemen eve doğru yola koyulup eşyalarımı toparladım. 2000 model Toyoto Avensis marka arabama atlayarak güzel bir yolculuğa koyuldum aslında oraları hep merak ederdim bu vesileyle orayı da görmüş olacaktım.
Gümüşlük Halikarnas Balıkcısının hikayeleri gibi çok güzel bir yerdi, sonunda varabilmiştim. Uzun bir yolculuğun ardından rezervasyon yaptığım otele gidip akşama kadar dinlenmem gerektiğini düşündüm, öyle de yaptım. Akşam uyandıktan sonra gidip kıyıda Sarı Siyah Rakı Balık denilen bir restaurantta balık yedim ayrıca çalışanlara birtakım sorular sordum. Gerçekten restaurant adının hakkını veriyordu, süper ikili en güzel burda birbirini tamamlıyordu. Gidip otel odama uzanıp o delice soruları kendime sormaya başladım. Sordum ama bi anlam vermedim.
Gole düşkünlüğü neydi bu adamın ? Neydi ?
Neydi acaba ?
Neden bıraktı futbolu ?
Futbolu da seviyormuş.
Para içinde oynamıyormuş.
Sordum... Sordum ama sora sora uyuyakalmışım.
Gole düşkünlüğü neydi bu adamın ? Neydi ?
Neydi acaba ?
Neden bıraktı futbolu ?
Futbolu da seviyormuş.
Para içinde oynamıyormuş.
Sordum... Sordum ama sora sora uyuyakalmışım.
Sabah kahvaltıda Limon Gümüşlük denilen yere gittim lezzetli kahvaltıdan sonra aramaya konuldum. Tüm şehirde rakı tadı vardı herkes birbirine selam veriyordu birbirini tanıyan tanımayan herkes, bundan ötürü ki hiç zorluk çekmedim aramada ve sonunda bi kahvede dinlenmeye karar verdim. Gazoz istedim yorgunluğa iyi gelir diye, gazozumu yavaş yavaş yudumlarken karşımda oturan kaç kişinin Sami'den bahsettiğini duydum hemen onlara yönelip kendimi tanıttım. Sami'yi sordum onunla görüşmek için buraya geldiğimi söyledim beni ona ulaştırmanız gerekiyor dedim ama onlar da Sami'nin nerde olduğunu bilmiyordu.
Başımı öne eğerek kalktım ordan saat 5'e gelmişti çok yorulmuştum otelin yolunu tutmaya karar verdim. Otele vardığımda kapıda bi sigara yaktım acaba boşverip Ankara'ya mı dönsem diye düşündüm. Bir yandan bomba gibi dönüp meslekte iyi bir prim yapmak vardı, diğer yandan bulamadan dönüp gitmek işlerin ters gitmesine neden olacağını düşündüm.
Ama hayır hayır! Herşeyden önemlisi kafamda ki soru işaretleriydi, onlara cevap almam gerekiyordu tatmin olmalıydım ben.
Ama hayır hayır! Herşeyden önemlisi kafamda ki soru işaretleriydi, onlara cevap almam gerekiyordu tatmin olmalıydım ben.
Ve odama gidip saatlerce düşündükten sonra uyuyakaldım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)