26 Ekim 2017 Perşembe

İyi Bir Kadındı..


İYİ BİR KADINDI..
 
Gençtim kanım çok fena kaynıyordu. Gençlerin kanı iyi kanıyor bunu çok iyi bilirim, yaşamsız duyguların içinde bilirim…

Bir kadını seviyordum daha gençtik bir şeyler hissediyordum onun badem içi yüreğine-gerçi halen hissediyorum- evet hissediyorum. Aradan yıllar geçti ama bilmem duygularım karmaşık bir yaprağa sarılarak daha da yukarılara çıktı. Hatta o kadar yukarıdaki kuşlar bile bam teli dokuyor oralara...
Tesirsiz bir duygunun anlayışsız haline benziyordu biraz. Ne bileyim garip hisler doğrultusunda ilerledik yangınımıza. Oysa çok engelsiz aforizmalar birikmişti onun gözlerine, giderken bile döndü, baktı ve ağladı. Bana en çok da koyan galiba buydu. Onca zaman bana ne anlatmak istemişti anlayamamıştım o bakışlarda. Onu çok acıtmıştım biliyordum, ne kadar masumuz ki zaten, bu yüreğini eline koymuş evrende. Ama buna rağmen ona karşı sevgim şımarık bir çocuğun sevgisinden sessiz kalmış bir çocuk doğurmuştu…
Hayat bize neyi gösteriyor neleri hissettiriyor çok reel bir öznenin bebeğidir bu. Aslında ne kadar yalansız yaşamın durağan hali diyebiliyoruz buna? Bilemem…
Bugün benden çok uzak bir yere gitti, belki unutmuştur, belki halen seviyordur, yıllardır duyamadım hiçbir şey ondan. Sadece iyi bir doktor olmuş diye duydum. Hep merak etmişimdir şuan ne yapıyor? Nelerle uğraşıyor? Hangi kitapları okuyor? Hangi çocukları seviyor? Daha nice enstrüman sorular. Ama en çok da hangi kitapları okuyor diye merak ediyorum. Kitaplara çok sarmıştı, güzel günce bir tütün gibi. Acaba hangi hayatları arıyor, hangi hayatları seçmişti o güzelimsi kitaplarda? Onu terk eden bir adamı yıllarca sevecek kadar iyi bir kadındı. Yaşam boyu güzel bir kadındı duyguları nehre kaçmış biri değildi. Sevdi mi severdi, sevenden ötürü...
İyi bir kadındı! İyi bir dosttu!
Bana gelirsek ben de bir AT’a takılıp yürüdüm seferler dolu yük gemilerine. Yıllarca çok kadınla tanışıp âşık oldum. Hepsi birdi zaten. Yalnızlık içinde yarım kalmış bir birdi. O gidince bir kalmış yalan bir kavun kabuğu ya da bir salağı oynamış sigara. Hep fotoğraflar kavmine yazıldım sayfalar boyu, ona baktım, o son bakışına baktım. Hep o son bakışına takıldım diplomatik dikiş makinalarında. Yıllarca hep bunu düşünüp tartıştım panzehir beynimin bulutlarında. Ne demek istemişti? Neden sadece susup bakmıştı? Ve neden ağlamıştı? O iyi kadın her şeyi oraya mı saklamıştı? Bilemiyorum, bu düzenbaz duygularımın en narlı parçalarında bilemiyorum.
Yıllar geçtikçe hiçbir duygu boşa kürek sallamıyor hep bir adaya ulaşmak istiyor. Ben de figüran bir sehpanın susmuş ayağı olmuştum adaya ulaşmak isteyen kürekler gibi, bilmiyorum bir gün ulaşabilecek miyim? Yoksa bağzı duygular gibi kül olup yere mi sendeleyeceğim? Bilemiyorum, hiçbir şeyi bilemediğim gibi... Ama o kadın çok mutlu olmayı hak etmişti, o adada olmayı hak etmişti. Çünkü o kadın, iyi bir kadındı!

BENCE..


BENCE..

BENCE AT her şeydir
BENCE KİTAP birinin hayatına dahil olmaktır
BENCE ÇAY yaşamın dalıdır
BENCE YALNIZLIK bir köşede hiç usanmadan kendini beklemektir
BENCE UMUT gelmeyecek olan gemiyi bile bile beklemektir
BENCE AŞK gökyüzünün alacakaranlığında yuva kurmaktır
BENCE ÖLÜM hiçbir şeye alışmadan gitmektir
BENCE UYKU hayallerine çalım atmaktır
BENCE ŞİİR ruhun depreştiği vakit depresif role bürünmedir
BENCE YASTIK hiç olmayanlara, olamayacaklara sarılmaktır
BENCE ÇOCUK çağın bilginliğidir
BENCE HAYAL olmayan bir alemin doğmamış çocuklarıdır
BENCE ÖZLEM bir İspanyol boğasıyla çarpışmaktır
BENCE KAYBETMEK bahçeden çaldığın elmayı bölüşmektir
BENCE TELEFON karşındakini duyup görememektir
BENCE ACI batan güneşin dağlara serpilmesidir
BENCE SABIR küçük bir gölette boğulmaktır
BENCE GÜLMEK her türlü pisliğe, oyuna, ezilmişliğe karşı uzatılan bir demet çiçektir..

Senden Sonra..


Senden Sonra.. 

Bugün ayrılığımızın 12. yılı ve ben 45 yaşındayım, 12 yıla birçok şey sığmış ben farkında olmadan benim içime sığmış mı onu bilemem gözlerimi kapayıp düşündüğümde birçok şey değişmiş önce onlara bakmak isterim sonra her zaman olduğu gibi sana bakacağım. Ampuller bile değişmiş, insanlar ATa ters binmeye başladı, leblebi yiyen çocuklar okey dönmeye başladı, hepimizi eleştiren teyzeler sessizliğe gömüldü, telefonlar kullanılmamaya başlandı, şiirler yazılmamaya başlandı, şairler bir bir yaşamaya başladı, Adnan Yücel şiir okumamaya başladı, kitaplar yakılmaya başlandı, insanlar uyumamaya başladı, sokaklarda herkes susmaya başladı, gazeteler kapatıldı, çocuklar oyun oynamayı bıraktı, ay ışığını kesti, güneş batıdan doğdu, ben hep siyah giyindim çünkü renkli hiçbir şey yoktu, birçok tarihi ana tanıklık ettim ama fotoğraf makinam yoktu, Neşet Ertaş dinlenmemeye başladı, Emrah Serbes mutlu piçin öyküsünü yazdı, Ahmet Arif Leyla'sına kavuştu, okullar kapanmaya başladı, Trabzonspor şampiyon oldu, OHAL bitti, annem öldü, Shakespeare'n eserleri yakılmaya başlandı, Cem Adrian her gece sol yanağımdan öptü, sosyal medya hesaplarımın takipçileri arttı, kilo aldım, boyum uzadı, dünyanın bütün köpekleri beni sevdi, çamaşır makinam da var, kapılar kullanılmamaya başlandı, ilahiyatlar da kapatıldı, Ronaldinho Türkiye'ye geldi, ilaçlar toplatıldı, Van Gölü canavarı da bulundu, matematik müfredattan kaldırıldı, Yavuz Turgul Şener Şen'siz bir proje yaptı, Onur Ünlü yazmamaya başladı, Fazıl Say piyanistliği bıraktı, Genco Erkal tiyatroyu bıraktı, İstanbul da deprem oldu, siyah poşetler kaldırıldı, meyveli sodalar kaldırıldı, Pinokyonun burnu bile uzamıyor artık, çay ithal etmeye başladık, insanlar görünmez olmaya başladı, ışınlanma yayıldı ama anneme gidemedim çünkü annem öldü, kaç kez sana gelmeye çalıştım fırtınalar koptu, uçağa bindim müsait yerde indirdi, gözlük takmayan göremez oldu, annem ölünce güneş doğmadı, sigara yeteri kadar zarar veremediği için tersten içilmeye başlandı, kardeşim sevgilisiyle buluşamadı yine, yıldızlar konuşmaya başladı, Mars'ta insanlar bulundu, UFO'lar şehirlerde dolanmaya başladı, köyler boşaltıldı, AT yarışları kaldırıldı, bakkallar kapatıldı AVM'ler açıldı, ormanlar yakıldı oteller dizildi, dişlerimi de yaptırdım, gömlek giymemeye başladım, çoraplarım kokmamaya başladı, arabesk müzik yasaklandı, teyzem sevdiği adama kavuşamadı, annem öldü ayakkabı bağlarımı kendim bağlamayı öğrendim, çok ders çalışanlar başarılı olamadı, tembeller açlıktan öldü, şirketler battı, zengin mahalleleri zekat mahalleleri oldu, gecekondu mahallelerinde insanlar hep gülmemeye başladı, Uğur Dündar gazeteciliği bıraktı, Selda Bağcan da sustu zaten, filmler oyunlar artık iyice azaldı, paralı eğitim arttı, çay içmeyi bıraktım, yeşillikler yakıldı, betona oturmayan dövüldü, herkes bencil oldu annem hariç, sevgisiz bir dünya sloganı başlatıldı, dilsizler konuşmaya başladı onlarda herkes gibi oldu, takvimler yasaklandı, kimselerin özel günleri olmadı, güneş ağlamaya başladı, jokerde yaşıyormuş meğer, schumacher öldü f1 yarışları yasaklandı, komşu çiftlik oynanmamaya başlandı, fotoğraflarını yaktım, sen de başkasını öpmüşsün....... Gördüğün gibi bugün baktığımda herşey değişmiş ama sen değişmemişsin hayat böyle işte birini sol yanına mühürletirsen dünya değişir, kaos oluşur, depremler olur, fırtınalar kopar sol yanında ama pragmatist duyguların asla hükmedemez oraya işte benimkisi de öyle olmuş düzen değişti insanlık değişti ama sen hep aynı kaldın bugün 45 yaşındayım sen asla değişmeyeceksin biliyorum şimdi bugünün şerefine çay koymak istiyorum kendime sigarayı da seninle içiyorum sonra bi 45 yıl daha eskiye daha eskiye dönmeye çalışırım..

Toprağın Zabıtı..

Toprağın Zabıtı..

Dik bir tacın,
asilzade yokuşlarıyız aslında,
Ne üdüğü belirsiz,bahtsız;
bir mintanın askerleriyiz aslında,
Bir elimizde hançer,
güç bela siperlere amadeyiz aslında,
Şark teli, cümbüş törenlerin;
Bir halının etrafına taşmayacak ;
Bir zabıt kağıdına şahit diye yazılmış adımız.
Şehre ait,
Şehrin son tanıkları,
Şifalı insanlar mihrabıyız biz aslında.

Rüyanda Görsen..


Rüyanda Görsen..

Bazen işler yolunda gitmez 
Bazen çay içemezsiniz 
Bazen sevdiğiniz kadın sizi terk eder 
Bazen gülemezsiniz 
Bazen sigaranız biter 
Bazen paranız biter 
Bazen babanızla kavga edersiniz 
Bazen okulu uzatırsınız 
Bazen amansız bir hastalığa kapılırsınız 
Bazen annenizi özlersiniz 
Bazen umudunuz tükenir 
Bazen kahrolursunuz 
Bazen ölmek istersiniz 
Bazen gülemezsiniz 
Bazen grip olursunuz 
Bazen bir şeylere bağlı kalırsınız 
Bazen yalnızlığa takılı kalırsınız 
Bazen biri sizi öper her şey geçer 
Bazen biri öpmez 
Bakın Nietzche bile 56 senede intihar edebildi 
Onun için bu hayatta bir şeyleri takmadan yaşamayı deneyin, 
Sokakta tanıdığım bi sarhoş söylemişti; ATa binemiyorsan binmemeyi dene, diye..

Yalnızsın Sen Yalnız Kal 3

Yalnızsın Sen Yalnız Kal 3

Ucu yalnızlığa dokunmayan birşey yok, yaşadığım tüm müptezel sokaklar buna şahit.

Yine evde yalnız başıma oturmuş kafamın içinde var olan mavi ata inat dünyadaki tüm acımasız atlarla beraber kişniyor yalnızlığıma sarılıp cigara tüttürüyordum sevişen tüm tavşanlara inat. Aslında onları kıskandığımdan değil bu cigara tüttürmeler im onlara üzüldüğümden çünkü onlar şuan yakalandığı tuzağın farkında olmadan kapanda var olan etleri büyük zevkle yiyen aslanlar gibi hayata zevk penceresinden bakıyor. Aslan avını büyük iştahla midesine indirirken dünyanın en mutlu canlısı olduğunu düşünüyordu ama aradan geçen 2 saniyelik sürede kapana kapılmış bir tavşana dönüşüyordu işte o acınası durumun en iştahlı seyircisi de ben oluveriyordum birdenbire tüm sevişenlere inat. İşte belki de herşeyin özeti buydu tamda en derin özeti.

Bir an kapıldığımız o an bize en güzel şey olan bu manşetin aslında bir sonunun olduğunu düşünmeden yaşayıp sonra da kandırılmış birer kuş olduğumuzu düşünüyoruz, kuş demişken geçen bir kuş omzuma konmuştu kuş uçup gittikten sonra oturup düşündüm acaba bu kuş nerden geldi, kimlere selam verdi, kimleri öptü, kimlere sarıldı, kimlerin üstüne sıçtı, kimlerin en mutlu anına tanık oldu, kimlerin yalnızlığına hükmetti düşündüm düşündüm durdum ve şu kanaate vardım kuş Bestamin diye birinin omzuna kondu onunla biraz yaşayıp yalnızlığını teselli ettikten sonra göğe uçmaya karar verdi göğe selam veren bu kızıl kuş dallara konmaya başladı dallarda tırtılları öpüp ağaçkakanlarla kavga etti sonra arkadaşlarının yanına gitmeye karar verdi ama gidemedi çünkü farklı hayatlar farklı hisler dokumak istiyordu yüreğine ve öyle de oldu gelip omzuma kondu ama sonra gitti nereye giderse gitsin kime giderse gitsin yalnız kalacağını biliyordu ve gitti tıpkı biz insanoğlu gibi bizimde konumuz ve sonumuz yalnızlık bunun farkındayız ve öylece yaşıyoruz kızıl kuşa da demistim bir şehrin en göbeğinde o en göbeğe inat kalabalıklar içerisinde ruhumu sarmış mavi atın sırtında cirit atıyordum en kalabalığa inat ondan ötürü o kadar da takmamak lazım yaşıyoruz sonuçta ha köpek gibi ha at gibi ha kuş gibi yaşıyoruz.

Konumuz ve sonumuz olarak nereye gidersek gidelim kime gidersek gidelim yalnızız biz yalnız kalacağız, yalnızsın sen yalnız kal..





19 Ekim 2017 Perşembe

Beklerken..



Beklerken hergün saat takmaya başladım tanrım
saate karşı zaafım vardır tıpkı
gecenin atlara şiirin ise sana zaafı
olduğu  gibi

Beklerken çok şiir okudum tanrım
okuduğum ilk şiirde sanırım şöyle diyordu; sana gitme demeyeceğim.
ama ben dedim tanrım
ah değişik adam
ah Özdemir Asaf

Beklerken cuma namazlarını kaçırmaya başladım tanrım
beni affet tanrım
Bukowski bile ben uyuyunca saçlarımdan öper
ondan sonraki ikinci ibadetimdi tanrım
cuma namazlarını kılmak
zaten tek ibadetle iş yürümez tanrım
dedem sütle kandırıp götürürdü beni
cuma namazına tanrım
ah dedem keşke yine beni sabahın ilk ışıklarında o sıcacık sütçüye götüreydin de acıyan tek yanım sıcak sütten yanmış dilim olsaydı
acaba sana yalvarsam dedemi öper misin benim yerime tanrım?

Beklerken papatyaların güneşe göz kırpışlarına şahit oldum tanrım
demek ki sadece ben maruz kalmamışım papatyalara
ah güneş ah ay siz de olmasanız neye yazılırdı bu şiirler
ah papatyam sende adın gibi açarsın birgün
belki saat takmadığım birgün yada
takvim yapraklarının bir damla suyu öptüğü, tükendiği birgün
sahi takvim yaprağı papatyalardan önce solarsa tanrım
O zaman güneşe de şiir yazılmaz sanırım
ah Nietzche pardon unutmusum tanrı dengeyi sağlar

Beklerken çok kitap okudum tanrım
ama kitaplar hiç sıkılmadı beklemekten

Beklerken birçok karakter oldum tanrım
bir keresinde Donkişot olup kendimle savaştım
her zamanki gibi kaybettim tanrım
ah Cervantes hep kaybettirdin
karakter oldum derken
bir keresinde ise Gogol'un burnu oldum resmi kıyafetler giyip onun yanına gitmeye çalıştım tanrım
gidemedim tabi tanrım
biliriz ikimizde ona gitmek dünyanın en sıradan öyküsü
ama ben gidemedim tanrım

Beklerken çok sigara içtim tanrım
artık sigara kullanmıyorum
aramız gayet iyiydi
iyi anlaşır 4-5 dakikaya tüm herşeyi sığdıranlar bilirsin tanrım

Beklerken jokey oldum tanrım
belki bir ata biner ona giderim diye biliyoruz ikimizde tanrım
atlar heryere ulaşır ama ona ulaşamadı
ah tanrım  beklerken demişken bugün çok uykum var
uykuya inanıyorum ben tanrım
uyuyunca beklemiyorum
en verimli topraklar bile uykuda ürün veriyor bilirsin tanrım
uykuya inanıyorum tanrım
çünkü uyuyunca
güneşler açıyor
bahar geliyor sokaklara
çocuklar şarkılar söylüyor
yaşlı teyzeler pencere kenarında gülümsüyor
filler sokak ortasında özgürce çişini ediyor
sokaklar ıslak
sokaklar çiçek açmış
sokaklar tıpkı papatyalar gibi
kediler köpekleri öpüyor
insanlar birbirlerine selam veriyor
herkes kıpır kıpır
kaplumbağalar bile atları seviyor
düşünebiliyor musun papatyam?
ne muazzam birşey bu papatyam
bana inanmıyorsan tanrıya sor
tanrı yalan söylemez
ah tanrım bize bir şiir yazar mısın?
ikimizin içine nal saldığı bir şiir
belki bir şiirin içinde ulaşırım ona
şiirin gücüne inanıyorum tanrım
Leyla ile Mecnun şiirden yaratılmıştır
kulağıma fısıldamıştı adamın biri
ah Fuzuli

tanrım ben uyuyorum
sahi tanrım bir şiir yazar mısın ?